İzlanda’da takip edeceğiniz rota hem adada kalmayı planladığınız gün sayısına hem de medeniyetten ne kadar uzaklaşmak ve kendinizi doğanın öngörülemeyen gücüne ve büyüsüne ne kadar kaptırmak istediğinize göre değişiklik gösterecektir.

İster temkinli bir gezgin ister adrenalin peşinde koşan bir maceraperest ol, İzlanda’nın herkese sunacağı güzellikleri var. Farklı gün seçeneklerine ve deneyimlere göre oluşturduğumuz İzlanda rotalarından hangisinin senin gezgin ruhuna hitap ettiğini seç!

Ayrıca İzlanda’ya gitmeden önce bilmeniz gerekenleri öğrenmek için İzlanda Gezi Rehberi yazımıza, İzlanda’da katılabileceğiniz aktivite ve turları merak ediyorsanız İzlanda – Aktiviteler yazımıza ve Kuzey Işıkları’nı nasıl görebileceğiniz hakkındaki ipuçları için İzlanda – Kuzey Işığı Avında yazımıza geçiş yapabilirsiniz.

Günler arasında hızlı geçiş yapmak için tıklayın:

1. Gün: Kuzey’in Başkenti Reykjavik 5. Gün: Doğu İzlanda
2. Gün: Golden Circle (Altın Çember) 6. Gün: Kuzey İzlanda
3. Gün: Güney İzlanda 1 7. Gün: Batı İzlanda
4. Gün: Güney İzlanda 2

Özet (Tablodaki yerlere hızlı geçiş yapmak için tıklayın)

 Görülecek yerler  Kaybolunacak sokaklar  Gezilecek Müzeler
Hallgrimskirkja kilisesi Laugavegur National Museum of Iceland (tarih)
Harpa Bankastraeti National Gallery of Iceland (sanat)
Perlan Skolavördustigur Reykjavik Art Museum (sanat)
Old harbour (eski liman)
 Ne kadar kalmalıyım? 1 – 2 gün
 Nerede kalmalıyım? Reykjavik: Reykjavik City Town Apartments (oteli görmek için tıklayın)
 Ne yemeliyim? Icelandic Fish & Chips restoranından fish & chips (menüyü görmek için tıklayın)
Arabaya ihtiyacım var mı? Hayır

 

İzlanda turunuza ada ülkesinin en eski şehri olan ve dünyanın en kuzeyinde yer alan başkent olarak bilinen Reykjavik ile başlayacaksınız. Biz gezimizi İzlanda’nın tamamını kapsayacak şekilde ayarladığımız için bu rehberde Güney, Doğu, Kuzey ve Batı İzlanda hakkındaki izlenimlerimize daha geniş yer vermeyi tercih etmiş olsak da Reykjavik’in olmazsa olmazlarının da üstünden geçmek adına bu şehir hakkında da kısa bir özet oluşturmak istedik.

Çok vaktimiz olmadığı için biz maalesef yarım günümüzü ayırabildik  başkente. Süre kutuplara komşu bir şehirdeki günlük hayatın işleyişine ufak da olsa tanıklık etmek için yeterli olsa da başkenti biraz daha yakından tanımak isteyenlere bir tam gün, dolu dolu gezmek isteyenlere de iki gün ayırmalarını öneririz.


Burayı neden görmeliyim?

Mimari açıdan İzlanda’nın doğal görünümünde büyük rol oynayan lav kayalarına gönderme yapan Hallgrimskirkja kilisesi Avrupa şehirlerinde karşılaştığınız tüm kiliselerden oldukça farklı olduğu için bu noktayı rotanıza kesinlikle eklemenizi tavsiye ederiz.

Kilise normalde sabah dokuzdan akşam dokuza kadar açık fakat kış aylarında (Ekim – Nisan) daha erken, saat beşte kapanıyor. Ayrıca asansör ile kilisenin en tepesine çıkmak mümkün. Kilisenin içini gezmek için herhangi bir ücret ödemeniz gerekmiyorken kuleye çıkmak istediğiniz takdirde adam başı 900 ISK’lık (7-14 yaş arasındaki çocuklar için 100 ISK) bir ödeme yapmanız gerekmekte. Kuleye çıkış imkanı kilise kapanış saatinden yarım saat önce sona eriyor ve pazar günleri 10:30-12:15 saatleri arasında giriş tamamen kapatılıyor. Kulenin tepesi küçük pencerelerden Reykjavik’i kuş bakışı görme ve fotoğraflama imkanı sunsa da açıkçası beklentileri çok yüksek tutmamakta fayda var.

Buraya nasıl gideriz?

Kilise Skolavördustigur caddesinin sonunda bulunmakta ve konakladığımız dairenin bulunduğu lokasyondan 800 metre uzaklıkta olduğu için 10 dakika gibi kısa bir sürede yürüyerek kolayca ulaşılabilmektedir. Kilisenin Google Maps görüntüsü için tıklayın.

Özete dönmek için tıklayın.


Buraya neden gidelim?

Harpa sizi mimarisi ile etkileyeceğini düşündüğümüz eski limanın yakınında bulunan bir konser salonu. İzlanda’nın doğasından, volkanlarından ve en önemlisi arktik ışıklardan esinlenerek inşaa edilen yapı gündüz gözüyle de oldukça güzel gözükse de binanın gece ışıklandırılmış halini de görmeden geçmeyin deriz.

Buraya nasıl gideriz?

Harpa’nın adresi: Austurbakki 2
Harpa konser salonu yine yürüyerek kolayca ulaşılabilir bir lokasyonda, kiliseden yaklaşık 1,3 km uzaklıkta bulunuyor. Harpa’nın Google Maps görüntüsü için tıklayın.

Özete dönmek için tıklayın.


Buraya neden gidelim?

Biz gidememiş olsak da, eğer vaktiniz varsa, İzlanda’nın ulusal müzesine uğramanızı tavsiye ederiz. İzlanda tarihi ve Viking kültürü hakkında bolca bilgiye ulaşabileceğiniz bu müzeyi planımıza sığdırabilmeyi isterdik açıkçası. Adam başı 2.000 ISK’lık (18 yaş altı ücretsiz) bir ücret karşılığında audioguide ile müzeyi saat 10:00 – 17:00 arası ziyaret edebilirsiniz. Müzenin Eylül ortasından Nisan sonuna kadar Pazartesi günleri kapalı olduğunu da ekleyelim.

Buraya nasıl giderim?

National Museum of Iceland’in adresi: Suðurgata 41
Hallgrimskirkja kilisesinden 1,5 km uzaklıkta bulunan müzeye 20 dakikada yürümek mümkün iken 1, 3, 6, 11, 12 ve 14 numaralı otobüsler ile de ulaşım sağlanabilir.

Özete dönmek için tıklayın.


Yine gidemediğimiz yerlerden biri olan Perlan’da Reykjavik’i kuş bakışı gözlemleyebileceğiniz bir seyir terası mevcut. Seyir terasına giriş adam başı 490 ISK (0-15 yaş arasındaki çocuklara ücretsiz).

Bunun dışında içinde gezinirken buzullar hakkında bilgi edinebileceğiniz bir buz mağarası da var. Her gün 09:00-19:00 saatleri arasında açık olan “Glaciers and Ice Caves” isimli bu bölüme giriş adam başı 2.900 ISK (6-15 yaş arası 1.450 ISK). İnsan yapımı bu buz mağarasına bilet alırsanız seyir terasına ücretsiz çıkabiliyorsunuz. Mağaranın içi -10 derece olsa da 15 dakika gibi kısa bir sürede gezilebilmesi ve kapıda mont ödünç alma imkanı olduğu için soğuk ortamın pek bir sorun yaratacağını düşünmüyoruz.

Ayrıca 1 Mayıs 2018 tarihinde “Land, Coast, Ocean” isimli yeni bir bölümün açılacağının da bilgisi paylaşalım. Atlantik Okyanusu’nun ortasındaki bu ada ülkesine hayat veren depremleri bizzat hissedebilmenizi sağlayan teknolojiler ile donatılmış bu bölümde ayrıca augmented reality (artırılmış gerçeklik) teknolojisi ile zenginleştirilmiş turunuz esnasında İzlanda’nın doğası hakkında bilgi edinebileceksiniz.

Son olarak Perlan’da 2018’in sonbaharında açılacak olan  “Planetarium” ve “Northern Lights” isimli iki yeni bölüm de mevcut. Planetarium ziyaretçilerine İzlanda’nın büyüleyici görüntülerinden oluşturulmuş bir filmi 360 derecelik bir kubbenin altında izleme fırsatı sunuyorken “Northern Lights” isimli bölüm adından da anlaşılacağı üzere Kuzey Işıkları hakkında bilmek istediğiniz her şeyi öğrenebileceğiniz bir yer olacak.

Buraya nasıl gideriz?

Harpa’nın önünden saat 09:00-17:30 arasında her 30 dakikada bir Perlan’a ücretsiz shuttle servisi mevcut (Otobüs durağı no 5).

Özete dönmek için tıklayın.


Buraya neden gidelim?

İzlanda’nın sanatçıları ile tanışmak adına National Gallery of Iceland ve Reykjavik Art Museum’u ziyaret etmek güzel bir fikir. İzlanda’nın en ünlü sanatçıları Erró, Kjarval and Ásmundur Sveinsson’un eserlerini sergilendiği Reykjavik Art Museum üç farklı binadan oluşuyor. Binaların isimlerini ve adreslerini aşağıda bulabilirsiniz.

Buraya nasıl gideriz?

National Gallery of Iceland’in adresi: Fríkirkjuvegi 7
Galeri Bankastraeti caddesinden 450 metre, Hallgrimskirkja kilisesinden ise 850 metre uzaklıkta bulunmaktadır.

 Reykjavik Art Museum Binaları:

1 – Hafnarhús
Tryggvagata 17 101 Reykjavík;
Çalışma saatleri: 10:00-17:00 (Perşembe 10:00-22:00)

2 – Kjarvalsstaðir
Flókagata 24 105 Reykjavík
Çalışma saatleri: 10:00-17:00

 

3 – Ásmundarsafn
Sigtúni 105 Reykjavík
Çalışma saatleri: 10:00-17:00 (Ekim – Nisan aylarında açılış saati 13:00, kapanış 17:00)

Özete dönmek için tıklayın.


Buraya neden gidelim?

Reykjavik limanında ve yakınlarında fish and chips yiyebileceğiniz mekanlar mevcut. Ayrıca balina turuna katılmak isterseniz, turların kalktığı bu alanda bilgi alabileceğiniz tur operatörlerinin ofisleri bulunmaktadır.

Bizim hangi balina turuna katıldığımızı, deneyimlerimizi ve neden başkent Reykjavik’teki balina turları yerine kuzeydeki Husavik şehrini tercih ettiğimizi merak ediyorsanız bu yazının 6. gününe geçiş yapabilir veya İzlanda – Aktiviteler yazımızın balina turları başlığına göz atabilirsiniz.

Buraya nasıl gideriz?

Eski liman Bankastraeti caddesinden 750 metre, Hallgrimskirkja kilisesinden ise 1,5 km uzaklıkta bulunmaktadır.
Limanın Google Maps görüntüsü için tıklayın.

Özete dönmek için tıklayın.


Buraya neden gidelim?

Fiyatlar ne yazık ki genel olarak el yaksa da üstünde çok güzel tasarım dükkanlarının bulunduğu Laugavegur, Bankastraeti ve Skolavördustigur caddelerinde kaybolmanızı kesinlikle tavsiye ederiz. Ayrıca bu caddelerde ve yakınlarındaki Austutraeti ve Vesturgata caddelerinde restoranlar da bulabilirsiniz.

Buraya nasıl gideriz?

Konakladığımız daire Laugavegur caddesinden yüz metre uzaklıkta bulunduğu için daireden çıkar çıkmaz kendinizi Laugavegur caddesinde buluyorsunuz. Laugavegur caddesine çıkıp sola doğru yürüdüğünüz takdirde yaklaşık bir kilometre sonra (15 dakikalık bir yürüme mesafesi) Bankastraeti caddesine ulaşacaksınız. Laugavegur caddesinin aksine çok daha kısa olan Bankastraeti ile Skolavördistigur caddesleri ise birbirlerine oldukça yakınlar (200m).
650 metre uzunluğundaki Skolavördistigur caddesinin sonunda ise Hallgrimskirkja kilisesi ile karşılacaksınız.

Laugavegur caddesinin Google maps görüntüsü için tıklayın.
Bankastraeti caddesinin Google Maps görüntüsü için tıklayın.
Skolavördistigur caddesinin Google Maps görüntüsü için tıklayın.

Özete dönmek için tıklayın.


Bizim tavsiyemiz kesinlikle Tryggvagata yolu üzerinde bulunan “Icelandic Fish & Chips” restoranında yemek yemenizden yana. Dışarıdan bakıldığında diğer restoranlar kadar cezbedici gözükmese de yediğimiz en iyi fish and chips’ti diyebiliriz. Restoranda menüde bulunan üç balıktan birini seçtikten sonra (fiyatlar balığa göre 1390 – 1590 ISK arasında değişmektedir) yanına mutlaka  rosemary – garlic (biberiye – sarımsak) soslu patatesten (540 kron) söylemenizi öneririz. Son olarak da 10 çeşit özel hazırlanmış soslardan damak zevkinize uyan sosu da menünüze eklemeyi unutmayın (sos başına 290 kron).

Fish & Chips İzlanda’da yaygın olarak Cod balığından (Morina balığı) yapılıyor fakat bu restoranda bulduğumuz Ling balığı bizim damak zevkimize daha çok uydu, size de öneririz!

Buraya nasıl giderim?

Icelandic Fish & Chips restoranının adresi: Tryggvagata 11
Restoranın Google maps görüntüsü için tıklayın.

Özete dönmek için tıklayın.


Dairenin Laugavegur caddesine yakın (100 metre) konumu şehri gezerken her yere rahatça ulaşabilmenize olanak verecek. Ayrıca hemen aşağıda bulunan süpermarket hiç uzaklaşmadan ihtiyaçlarınızı karşılamanız açısından büyük kolaylık sağlayacaktır. Eğer arabanız varsa dairenin kapalı otoparkı bulunduğu için de dışarılarda park yeri bulma sorunu ile uğraşmak zorunda kalmayacaksınız.

Buraya nasıl gideriz?

Dairenin adresi: Stakkholt 4b.

Özete dönmek için tıklayın.


Sayfanın başına dön

Günün başına dön


Golden Circle rotası hakkında genel bilgi edinmek ve Ring Road ile arasındaki farkı görmek için tıklayın.

Özet (Tablodaki yerlere hızlı geçiş yapmak için tıklayın)

Görülecek yerler Deneyimler
Thingvellir Ulusal Parkı Kuzey Amerika ve Avrasya kıtaları arasında yürüyüş ve yüzme, tarih
Bruarfoss şelalesi Manzara, doğa
Strokkur ve Geysir gayzerleri Gayzer patlaması
Gullfoss şelalesi Manzara, tarih
Faxi şelalesi Manzara, mola
Kerid Krateri Manzara, doğa
Ne kadar kalmalıyım? 1 gün
Nerede kalmalıyım? Selfoss: Country Dream Langholt 2 (oteli görmek için tıklayın)
Ne yemeliyim? Fridheimar domates serasında domates çorbası, ravioli ve yeşil – elma turtası (menüyü görmek için tıklayın)
Arabaya ihtiyacım var mı? Turlar ile gidilebilir ama biz araba kiralayarak kendi başınıza gezmenizi öneriyoruz
Golden Circle turunu bitirdikten sonraki seçeneklerim neler? Reykjavik’e dön veya Güney İzlanda turuna çıkmak için Selfoss’ta konakla (detay için tıklayın)

 

Golden Circle, yani Altın Çember, başkente yakın konumu, bir günde gezilebilmesi ve İzlanda’da görülecek yerlerin çoğunu bir araya toplaması nedeniyle oldukça popüler bir rota.

Bu rota üzerindeki yolculuğunuz esnasında zamanda geriye gidecek ve doğanın muazzam gücünün yeryüzünü nasıl şekillendirdiğine tanıklık edeceksiniz!

Golden Circle  küçük İzlanda olarak adlandırılan bir bölgeyi çember şeklinde çevreleyen rotanın isimdir. İzlanda’nın genelinde karşılaşacağınız bir çok doğa harikası bu çember içerisinde yer aldığı için oldukça turistik fakat kesinlikle kaçırılmaması gereken bir rotadır. Rota Reykjavik’ten başlayarak tekrar başkentte bitirildiği takdirde 230 km, Güney İzlanda’ya devam etmek üzere Selfoss şehrinde bitirildiğinde ise 185 km uzunluğundadır ve bir gün içerisinde gezilmesi mümkündür.

Ring Road veya Route 1 olarak adlandırılan yol ise ada ülkesinin  tamamını çember şeklinde çevreleyen yola verilen isimdir.  Reykjavik’ten başlayıp Ring Road’u tekrar başkentte tamamlamak, 1.500 km civarında yol kat etmek anlamına gelmektedir.

Özete geçmek için tıklayın.

Sayfanın başına dönmek için tıklayın.


İngilizce’ye Thingvellir olarak çevrilmiş olan Þingvellir Ulusal Parkı Golden Circle rotanızın ilk durağı.

Burayı neden görmeliyim?

Tarihi önemi: Dünyanın en eski ulusal nitelikteki meclisinin kurulduğu yeri keşfedin!

Sekizinci ve dokuzuncu yüzyıllarda önce kelt rahipleri daha sonra Vikingler tarafından keşfedilmeden önce insanoğlundan uzak ıssız volkanik bir ada olan İzlanda’ya ilk yerleşme kararını 871 yılında Norveçli Arlanson aldı. Reykjavik’in kurucusu olan Arlanson’un bu kararı adaya İskandinavya’dan büyük bir göç başlatmıştı. Öyle ki, sadece 30 yıl içerisinde 20 bini aşan ada nüfusu ilerleyen yıllarda da hız kesmeden giderek artmaya devam ediyordu.

Adanın bu yeni sakinleri, aynı kültürü paylaşsalar da, farklı klan ve klan liderlerine sahiptiler ve artık bir arada yaşayacakları bu küçük adanın sınırlı kaynaklarını paylaşmak durumundaydılar. Bu durumun getirdiği zorluklar ister istemez klanlar arasında şiddette varan anlaşmazlıklara yol açıyor ve bir arada yaşamayı güçleştiriyordu. Adanın dört bir yanındaki yerleşim birimlerindeki bölge şefleri anlaşmazlıkların önüne geçmeye çalışsalar da, onlar da gücün Reykjavik bölgesindeki Arlanson’un soyundan gelenlerin elinde bulunmasından rahatsızlık duyuyor, huzursuzluk ortamı dinmek yerine artıyordu.

Sonunda, bir arada yaşamanın yollarının aranması adına bir toplantı düzenlenme kararı alındı ve otuzu aşkın bölge temsilcisi Thingvellir (þing = toplanma, vollr = alan) ismini alacak olan boş bir vadide bir araya geldi. Katılımcılar açık havada gerçekleşen ve iki hafta süren bu toplantı süresince geniş araziye kurdukları geçici yapılarda konakladılar. 930 yılında gerçekleşen bu toplantı anlaşmazlıkların konuşulmasına, fikirlerin paylaşılmasına ve uzak bölgelerin birbirleriyle haberleşmesine olanak sağlamasıyla büyük bir başarı olarak nitelendirildi ve her sene tekrarlanması hususunda anlaşıldı. Böylelikle ada hayatı artık herkesin söz sahibi olduğu Thingvellir ovasında kurulan ve Althing adı verilen dünyanın en eski ulusal nitelikteki meclisi tarafından yönetilmeye başlandı.

Sizce de 930 yılından beri aralıksız 850 yıl boyunca her sene dünyanın en eski meclisinde kararlar almak için Thingvellir’e gelen kuzeyli liderlerin hikayesine konuk olmak Thingvellir Ulusal Parkı’nı ziyaret etmek için iyi bir fikir sayılmaz mı?

Coğrafi önemi: Kıtaları taşıyan tektonik plakaların arasında yürüyüşe çıkın!

İzlanda iki tektonik plaka tarafından ikiye bölünmüş durumda. Başkent Reykjavik’in içinde bulunduğu İzlanda’nın batı bölgeleri Kuzey Amerika kıtasında yer alırken, doğusu Avrasya kıtasında bulunuyor. İki tektonik plakanın her yıl birbirinden 2,5 cm ayrıldığı, Atlantik Ortası Sırtı olarak adlandırılan bu hattın neredeyse tamamı aslında okyanusun altında gizlenirken İzlanda’da yeryüzüne çıkarak gözler önüne seriliyor. İşte Thingvellir de Kuzey Amerika kıtasının bittiği ve Avrasya kıtasının başladığı bu vadide yer alıyor. Yani ulusal parkın içinde gezinirken etrafınızda bu iki kıtanın sınırlarını çizen doğal duvarlar yükseliyor. Doğanın gücünü gözler önüne seren, dünyanın başka hiçbir yerinde göremeyeceğiniz bu manzara için Thingvellir’e gelmek bizce şart!

Thingvellir bu deneyimi doruklarda yaşamak isteyenlere ayrıca iki kıta arasında şnorkelle yüzme hatta dalış yapma imkanını sunuyor.

Tektonik plakaların birbirinden uzaklaşması sonucunda vadi boyunca oluşan çatlakların içi Langjökull buzulundan eriyen sularla dolmuş durumda. Buzuldan eriyerek yeraltına akan bu sular on yıllar boyunca yeraltında ilerliyor ve lav taşlarından geçerek filtreleniyor. Böylelikle vadide inanılmaz berraklıktaki buzul sularıyla dolu küçük doğal havuzlar oluşuyor.

Silfra şu anda içi buzul suyuyla dolu çatlaklar içinde iki kıta arasında yüzme ve dalış yapmanıza izin verilen ender yerlerden biri.
2 – 4 derece arasında değişen su sıcaklığı nedeniyle suya turların sağladığı özel kuru dalış elbiseleriyle girilebilmekte ve dalış için özel bir sertifika olan “kuru elbise dalışı sertifikasına” sahip olmanız beklenmekte. Sertifikaya sahip değilseniz şnorkel ile yüzme turunu tercih edebilirsiniz.

Silfra’da yüzme ve dalış rezervasyonu için bu sayfayı ziyaret edebilirsiniz. 

Silfra’daki dalış veya yüzme aktivitenizi Dive.is firmasının sunduğu çeşitli turlar ile birleştirmeniz mümkün. Paket turların nelerden oluştuğu hakkındaki detay bilgileri merak ediyorsanız İzlanda – Aktiviteler yazımıza buradan ulaşabilirsiniz. Bu yazımızda ayrıca Silfra dışındaki dalış lokasyonlarına da göz atabilirsiniz.

Game of Thrones hayranlarına özel not: Winter is coming!

Credit: fangirlquest.com

Sıkı GoT takipçilerinin zaten bileceği üzere Game of Thrones dizisinin bir çok bölümü İzlanda’da çekilmiştir. İzlanda’ya çekim için ilk kez 2011 yılının Kasım ayında gelen ekip ada ülkesini ikinci kez 2013 yılının yaz aylarında ziyaret etmiş ve Thingvellir Ulusal Parkı’nı çekim lokasyonları arasına katmıştır.

Thingvellir Ulusal Park’ında geçen sahneleri rehber eşliğinde yerinde görmek isteyenler için özel bir Game of Thrones turu bile mevcut. Tura katılmak isteyenler buradan tur operatörüne ulaşabilir veya aşağıdaki videodan bilgi alabilirler.

Thingvellir’de gezilecek yerler:

Thingvellir Ulusal Parkı’nın bugünkü sınırları da 930 yılında kurulan açık hava meclisi Athing ile aynı. Geniş bir araziye yayılması sebebiyle “ben buranın hepsini yürüyemem” diyenler için gezilecek noktaları ulusal parkın içinde bulunan beş araba park alanına göre sıraladık.

  • P1 park alanı burada bulunan Visitor Center ve parkı tepeden görmenizi sağlayacak platform nedeniyle ana giriş olarak düşünebilirsiniz. Yürüyerek ineceğiniz vadide sol tarafınızda Kuzey Amerika kıtasının sonu olan Almannagja kanyonu yükselecek ve Althing zamanında konuşmaların yapıldığı Lögberg (Kanun Kayasını) göreceksiniz.
  • P2 ve P3 park alanları kısa bir yürüyüşün ardından sizi Öxararfoss şelalesine götürecek.

  • P4 park alanından içi berrak buzul sularıyla dolu yarıkları görebileceğiniz Flosagja’ya ve Pingvallakirkja kilisesine ulaşabilirsiniz.
  • P5 park alanı dalışların yapıldığı Silfra’ya en yakın park alanı.

Buraya nasıl giderim?

Reykjavik’den yola çıktığınızda Mosfellbaer yönünü takip etmeniz gerekiyor. Mosfellsbaer’i geçtikten sonra ise 36 numaralı yoldan sağ Thingvallavegur (Þingvallavegur) yönüne doğru devam edeceksiniz ve Thingvellir Ziyaretçi Merkezi karşınıza gelecek. Ziyaretçi merkezinin Google Maps görüntüsü için buraya, parkın içinin görüntüsü için ise buraya tıklayın.

Özete geçmek için tıklayın.


Biz ziyaret edememiş olsak da uğramak isteyenler için parlak mavi suları ile ün salmış olan Bruarfoss şelalesi hakkında bildiklerimizi buraya kısaca not edelim istedik.

Turkuaz renkteki suları nedeniyle fotoğrafları internette bir hayli ilgi görse de yazlık bir yerleşim bölgesinde yer alması ve yön tabelalarının eksikliği sebebiyle Bruarfoss’a ulaşmak Golden Circle üzerindeki diğer duraklara nazaran daha zormuş. Birinci durağınız Thingvellir Ulusal Parkı ile üçüncü durağınız Haukadalur gayzerleri arasında bulunan bu şelalenin konumuna ulaşmaya çalışırken kaybolup vazgeçenler çok olduğu gibi pes etmeyip kendi çabalarıyla Bruarfoss’a ulaşabilenlerin sayısı da bir o kadar fazla.

Biz beşinci durakta yer alan Fridheimar domates serası içinde bulunan restorandaki yemek saatini kaçırmak istemediğimiz için konumu biraz belirsiz olan bu şelaleyi es geçmeyi seçtik. Bu arada henüz sırası gelmemiş olsa da Fridheimar’ı burada da övmeden geçemeyeceğiz: 12:00 – 16:00 saatleri arasında restoran olarak hizmet veren bu domates serasında öğle yemeği yemenizi şiddetle tavsiye ediyoruz!

Özete geçmek için tıklayın.


Gayzer kelimesinin isim babası Geysir gayzerini ve daha küçük Strokkur gayzerini barındıran Haukadalur vadisi ikinci durağınız.

Buraya neden gidelim?

Rastlanması zor doğal bir fenomene şahitlik etmek için!

Gayzer patlamaları pek sık rastlanmayan doğal fenomenlerdir ve ne zaman patlayacaklarını öngörmek zordur. Bazen yıllarca “uykuda” kalan gayzerler depremler veya gayzerin patlaması için gerekli basıncı sağlayacak başka koşulların meydana gelmesiyle aniden fışkırmaya başlayabilirler.  Haukadalur vadisi ise size hiç bir çaba göstermeden 10 dakikalık bir beklemeyle bir gayzer patlamasına şahit olma şansını sunuyorken, buraya gitmemezlik olmaz!

Bir gayzerin oluşması için gereken koşullar neler diye merak edenleriniz için:

Öncelikle yeraltı suları, bu suların birikebileceği ve gerekli koşullar sağlandığında yeryüzüne yükselebileceği doğal yeraltı oluşumları ve suları kaynayana kadar ısıtacak yoğun bir ısı kaynağı gerekli.
Langjökull buzulundan gelen yeraltı suları , bu suların toplanmasını sağlayan doğal yeraltı oluşumları ve ısı kaynağı olarak da yeryüzüne yakın magma Haukadalur vadisinde mevcut. Bundan sonrası ise yeraltı sularının belli bir noktaya kadar ısınmasına ve ani basınç değişimiyle su buharının yukarı yükselerek yeraltı sularını göğe fışkırtmasına kalıyor.

Haukadalur’daki gezilecek noktalar:

Haukadalur Strokkur ve Geysir gayzerlerinin bulunduğu jeotermal bir alan. Haukadalur’a geldiğinizi anlamanız için tabelalara ihtiyacınız olmayacaktır çünkü mineral zengini toprağın yapısı ve rengi, yeryüzünden yükselen buharlar ve yer yer fokur fokur kaynayan su birikintileri size Haukadalur vadisine geldiğinizi zaten belli edecektir. Arabanızı parkın girişine bıraktıktan sonra bir iki dakikalık yürüyüşün ardından iki gayzere de rahatlıkla ulaşabilirsiniz.

  • Strokkur gayzeri

Park içindeki Strokkur gayzerinin yerini tespit etmek çok kolay. Geniş bir çember oluşturmuş, ellerinde fotoğraf makineleriyle, heyecanla bekleyen insanları gördüğünüzde aralarına karışmanız yeterli. Her 8 – 10 dakikada bir yüzlerce derecedeki sıcak suyu göğe fışkırtan Strokkur sizi fazla bekletmeyecektir. 20 – 30 metre yüksekliğe ulaşan bu kaynar sular soğuk hava ile buluştuğunda buharlaştığı için haşlanma tehlikesi olmadan bu görsel şölenin tadını rahatça çıkarabilirsiniz.

  • Geysir gayzeri

Strokkur gayzerinden kat kat büyük olan ve on bin yıldır aktif olduğu düşünülen Geysir gayzerinin patlaması ne yazık ki Strokkur gibi öngörülebilir değil. Geysir’in patlamalarının depremlerle tetiklendiği düşünülüyor ama patlamanın ne zaman gerçekleşeceği ve ne kadar uzun süreceği bilinmiyor. Yine de eski Norveççe’de “fışkırma” anlamına gelen “geysa” kelimesinden adını almış ve tüm diğer  gayzerlere ismini vermiş Geysir’e kısa da olsa uğramanızı öneririz. Kim bilir belki sizin İzlanda seyahatinizde doğa sizi şaşırtır ve patlamasına denk gelirsiniz!

Buraya nasıl giderim?

Thingvellir’den ayrıldıktan sonra yine 36 numaralı yol üzerinden dümdüz yolunuza devam edin. 36 numaralı yol sizi sağ döndürmek istediğinde ise sağ dönmek yerine düz ilerleyerek 365 numaralı yola geçiş yapın. Döner kavşağa ulaştığınızda Laugarvatn tabelasını takip ederek düz devam edin ve 37 numaralı yola geçiş yapın. Düz devam ettiğiniz zaman yol sizi Haukadalur’a ulaşacağınız 35 numaralı yola bağlayacak.
Strokkur’un Google Maps görüntüsü için tıklayın.

Özete geçmek için tıklayın.


İzlanda’nın şelaleler ülkesi olduğunu mutlaka duymuşsunuzdur. Altın Çember’deki üçüncü durağınız da bu şelalelerin en ünlülerinden biri, Gullfoss Şelalesi.

Buraya neden gidelim?

Manzarası için: El değmemiş doğanın gücüne ve güzelliğine şahit olun!

Bir önceki durağınız Haukadalur vadisindeki gayzerler gibi, bu doğa harikasına da hayat veren yine Langjökull buzulu. Buzul sularının beslediği Hvita Nehri bu noktada Buzul Çağı’nın sonlarında oluşan dev akıntıların oyduğu bir kanyona dökülüyor ve Avrupa’nın hacim olarak en büyük şelalelerinden biri olan heybetli Gullfoss şelalesini meydana getiriyor. Zaten Altın Şelale anlamına gelen Gullfoss da ismini buzul sularının sürüklediği parçacıklar nedeniyle yaz aylarında altını anımsatan bir renge bürünmesinden alıyor.

Toplam 32 metre yükseklikten iki kademeli olarak düşüşünü gerçekleştiren bu şelale nefes kesici bir manzara oluşturuyor ve bu nedenle de bir çok kaynak tarafından dünyanın en güzel şelaleleri listesinde üst sıralarda gösteriliyor.

İzlanda’nın simgeleri arasında yerini alan Gullfoss şelalesinin manzarasının tadını ister kışın Hvita Nehrinde sürüklenen buz parçaları eşliğinde isterseniz de yazın gökyüzünü süsleyen gök kuşakları altında çıkarabilirsiniz.

Tarihteki yeri için: İzlanda’nın ilk çevrecisinin hikayesini dinleyin!

Doğa harikası heybetli Gullfoss şelalesini bugün hala hayretle izleyebilmemizi eğitimsiz bir çoban kızı Sigridur Tomasdottri’nin yabancı yatırımcılara karşı tek başına yürüttüğü akıl almaz mücadelesine borçluyuz.

Hikaye yirminci yüzyılın başlarında ülkeyi ziyaret eden bir takım yabancı yatırımcıların Gullfoss’a bir baraj kurup elektrik üretiminden para kazanma hayali kurmalarıyla başlıyor. Yatırımcılar o zamanlar şelalenin sahibi olan Sigridur’un babası Tomas Tomasson’a şelaleyi satın almak için para teklif ediyor fakat ret ediliyorlar. Buna rağmen yatırımcılar vazgeçmiyor ve sonunda şelaleyi kiralamanın bir yolunu bularak planlarını hayata geçirmeye hazırlanıyorlar. İşte tam da bu anda Sigridur çok sevdiği bu doğa harikasını korumak adına yatırımcılara karşı koyma kararı alıyor. İnsan müdahalesinin şelalenin yok oluşu anlamına geleceğini bilen Sigridur sesini duyurmak ve işlemi durdurmak adına dava açmak için 120 km uzaklıktaki Reykjavik’e o zamanın bozuk yollarında yürüyerek defalarca gidip gelmeye başlıyor. Sigridur güçlü ve hedeflerini gerçekleştirmekte kararlı yatırımcılara karşı tek başına sürdürdüğü mücadelesini kaybedecek gibi gözüktüğü anlarda bile pes etmiyor hatta barajın kurulacak olması durumunda kendini Gullfoss’un korkutucu sularına atarak intihar etmekle herkesi tehdit etmeye başlıyor.

Zamanla Sigridur’un eylemleri toplumda geniş yankı buluyor ve sonunda ileride İzlanda’nın ilk başkanı olacak olan avukat Sveinn Björnsson’un Sigridur’un davasına destek vermesiyle zaten bir süredir finansman sorunlarıyla uğraşan yatırımcılar pes etmek durumunda kalıyor ve baraj yapımından vazgeçiliyor.

Aradan geçen bu kadar zaman sonra bile insanın doğa için verdiği bu akıl almaz mücadele uğruna Gullfoss’u ziyaret etmek bizce şart. Uğramışken de Sigridur’a teşekkürlerinizi iletmek isterseniz, anıtı üst kattaki seyir terasında bulunuyor.

Gullfoss’da gezilecek yerler:

Alanda mevcut iki park yerinden istediğinize arabanızı bıraktıktan sonra, sizi kanyonun içine doğru indirecek kısa bir patikayı takip edeceksiniz. Patika boyunca yol alırken kuvvetli su akımının oluşturduğu rüzgarların çevrenizi sarmasıyla ve su damlalarının yüzünüze vurmasıyla tarifsiz bir mutluluk hissi yaşayacaksınız. Patikanın sonunda ise Gulfoss’un yanı başındaki seyir platformuna ulaşacak ve böyle heybetli bir doğa harikasının bu kadar yakınında bulunmaktan dolayı hayrete düşeceksiniz. Ardından merdivenler sizi üst bölümde bulunan bir diğer seyir terasına çıkaracak ve şelalenin heybetini bu kez de tepeden gözlemlemenize olanak verecek.

Buraya nasıl giderim?

35 numaralı yolu takip etmeye devam ettiğinizde Gullfoss şelalesine ulaşacaksınız.
Şelalenin yukarıda bulunan park alanının Google Maps görüntüsü için buraya, aşağıda bulunan park alanının görüntüsü için buraya, şelalenin aşağıda bulunan seyir terasına giden patikanın görüntüsü için buraya, şelalenin kış görüntüsü için buraya ve buraya, şelalenin üst seyir terası görüntüsü için buraya, alt seyir terası görüntüsü için ise buraya tıklayın.

Özete geçmek için tıklayın.


Altın Çember rotanızda yer alan son şelale ile 4. durağınızda karşılaşacaksınız. “Yine mi şelale?” dediğinizi duyar gibiyiz ama emin olun İzlanda’daki hiç bir şelale bir diğerine benzemiyor ve hepsi size birbirinden büyüleyici manzaralar sunuyor.

Buraya neden gidelim?

Harika bir manzaraya karşı küçük bir mola vermek için!

Faxi şelalesi yedi metrelik yüksekliği ile tabii ki Gullfoss ile boy ölçüşebilecek bir şelale değil ama hem yol üstündeki konumu ile çok kolay erişilebilir olması hem de çok güzel fotoğraf karelerine olanak vermesi sebebiyle Altın Çember durakları arasında sayılmayı bizce hak ediyor!

Faxi şelalesinde görülecek yerler:

Arabanızı isterseniz yoldan sapar sapmaz karşınıza gelen park yerine isterseniz de biraz aşağı doğru ilerleyip bırakabilirsiniz. Her iki türlü de bir kaç adımlık yürüş sonrasında şelalenin ayak ucuna ulaşacaksınız. Fazla vakit geçirmeden bir kaç fotoğraf çekip buradan ayrılmak mümkün olsa da bizim yaptığımız gibi çimenlik alana uzanabilir ve tam karşınızdaki şelalenin huzur veren sesi eşliğinde küçük bir molanın tadını da çıkarabilirsiniz.

Buraya nasıl giderim?

Faxi şelalesi için Gullfoss şelalesine ulaştığınız 35 numaralı yoldan geri dönmeniz gerekiyor. Haukadalur vadisini de geçtikten sonra sola saparak 35 numaralı yolu takip etmelisiniz. Faxi veya Faxafoss olarak geçen şelale 35 numaralı yolda solunuzda bulunuyor fakat yol üzerinden görünmüyor. Şelaleye ulaşmak için sola saparak park alanına arabanızı bıraktıktan sonra bir kaç adım yürümeniz gerekiyor.
Faxi şelalesinin Google Maps görüntüsü için tıklayın.

Özete geçmek için tıklayın.


Farklı bir öğle yemeği deneyimi arayanların Fridheimar domates serasının içinde bulunan restoranın ziyaretçilerine sunduğu lezzetli menüsünü kaçırmamalarını öneririz!

Buraya neden gidelim?

Hikayesi için: Kuzey Kutup Dairesi’nin yanı başında Akdeniz iklimi yaşatan Firdheimar serasını keşfe çıkın!

Evden çıkarken üstünüze ne giymeniz gerektiğini saatlerce düşünmenize neden olan, bol güneşli bulutsuz bir havanın ardından dakikalar içinde şiddetli rüzgarlar eşliğindeki yağmurlara geçiş yapabilen, daha sonra bunlar hiç yaşanmamış gibi gök kuşaklarının etrafı sardığı güneşli ılıman haline geri dönebilen İzlanda iklimi domates yetiştirmeyi düşüneceğiniz en son yerlerden biri. Fakat Frideheimar domates serasının sahibi Knutur Armann belli ki bu düşünceye katılmıyor.

İzlanda’da domates yetiştirmek zorlu bir iş ve biz zorlu işleri seviyoruz!

Knutur Armann – Fridheimar domates serasının sahibi

Eminiz siz de bizim gibi İzlanda’nın ortasındaki bu sıcacık seranın içine girdiğinizde ve etrafınızı saran kıpkırmızı domateslerin yaydığı kokuyu içinize çektiğinizde Knutur’a hak vereceksiniz. Domateslerin yetişmesi için gerekli sıcaklık seranın yakınında bulunan jeotermal bir alandan borular yardımıyla getirilen sıcak sular ile sağlanıyor. İzlanda’da pek fazla yüzünü göstermeyen güneş ise serada bulunan aydınlatma sistemi ile telafi ediliyor. Bunun üzerine İzlanda’da her şeyin çok pahalı olduğunu göz önünde bulundurunca aydınlatma sisteminin korkunç bir elektrik faturasına yol açacağı düşüncesi beliriyor kafamızda fakat ada ülkesindeki elektriğin tamamı yenilenebilir kaynaklardan sağlandığı için belki de tek ucuz şeyin elektrik olduğunu öğreniyoruz. Ayrıca serada bulunan özel bir tür sineğin zararlı haşeratların tamamını yediği, bu nedenle de herhangi bir ilaçlamanın kullanılmadığı anlatılıyor. Bu da emin olun yemeklerin tadında kendini gösteriyor!

Yemekleri için: Serada yetişen domateslerden oluşturulmuş aklınızı başınızdan alacak menüyü tatmadan dönmeyin!

“Domates serasında ne yapacağız, buraya neden gelelim ki?” diye düşünmeyin çünkü Fridheimar serasının içinde masalar bulunuyor ve domateslerin arasında seranın sunduğu ürünleri tadabileceğiniz çok güzel bir öğle yemeği yiyebiliyorsunuz. Her gün 12:00 ila 16:00 saatleri arasında ziyaretçilerine restoran hizmeti veren bu serada isterseniz sadece açık büfeden istediğiniz kadar alabileceğiniz enfes domates çorbasından tadabilirsiniz fakat biz menüde bulunan ravioli ve tatlıları da kaçırmamanızı öneririz.

Not: Biz günümüze Fridheimar’a gitmek için erken başlayıp Kerid kraterinden önce burada öğle yemeğimizi yedik. Rezervasyonsuz olarak saat 15:00 gibi gittik ve 15 – 20 dakika kadar sıra gelmesi için bekledik. Özellikle iki kişiden fazla iseniz veya beklemek istemiyorsanız fridheimar.is/en sayfasından telefon veya mail ile rezervasyon yaptırmanızı öneririz. 

Buraya nasıl gideriz?

Faxi şelalesinden sonra tekrar 35 numaralı yola çıkıp 8 km kadar yolunuza devam ettikten sonra solunuzda domates serasının tabelasını göreceksiniz.
Fridheimar serasına giden yolun Google Maps görüntüsü için tıklayın.

Özete geçmek için tıklayın.


Gayzerlerin, şelalelerin, kanyonların ve tektonik plakaların arasında geçirdiğiniz gününüze bir de devasa bir krater eklemek için Altın Çember’deki 6. ve son durağımız olan Kerid’e gidiyoruz.

Buraya neden gidelim?

Doğanın aynı anda hem yok edici hem de yaratıcı gücünü görmek için!

Kerid Krateri binlerce yıl önce gerçekleşen bir volkan patlaması sonucunda oluşmuş. Patlama esnasında volkanın altında bulunan bölümdeki magmanın tümü dışarı püskürtülmüş ve boş kalan bölüm volkanın ağırlığını taşıyamadığı için volkan içeri doğru çökerek bu kratere hayat vermiş. Bugün bile Kerid Krateri’nin tepesinden 55 metre derinliğe bakarken heybetli bir volkanın devasa bir kratere dönüşümünü hayal edip de etkilenmemek elde değil. Bizce doğanın ufak bir dokunuş ile ömrünü tamamlamış yaşlı bir doğa harikasından eş değer güzellikte yepyeni bir şaheser yarattığı bu nokta doğanın saygı duyulası gücünü gözler önüne seren en iyi yerlerden biri.

Kerid Krateri’nde görülecek yerler:

Arabanızı Kerid Krateri’nin yamacına park ettikten sonra kratere ulaşmak için Altın Çember’deki diğer noktaların aksine adam başı 400 ISK’lık bir ücret ödemeniz gerekmekte. Ücretinizi ödedikten sonra kısa bir yürüyüşün ardından kraterin tepesine ulaşacak ve ayaklarınızın altındaki, duvarları kızıl volkanik kayalar ve yemyeşil yosunlar ile çevrelenmiş, içi masmavi sularla dolmuş bu devasa çukuru gözlemleyebileceksiniz. Bir başka patika ise sizi 55 metrelik kraterin içine götürecek ve kendinizi bir anda etrafınızda yükselen doğal duvarlar tarafından dış dünyadan tamamen izole edilmiş sessiz sedasız bir dünyada bulacaksınız.

Buraya nasıl gideriz?

35 numaralı yol sizi doğrudan Kerid kraterine götürecek.
Kerid kraterine doğru sola dönüşün Google Maps görüntüsü için buraya, park alanının görüntüsü için buraya, kraterin yukarıdan görüntüsü için buraya, kraterin içinin görüntüsü için ise buraya tıklayın.

Özete geçmek için tıklayın.


Golden Circle rotasındaki gezilecek yerlerin sonuna gelmiş bulunuyoruz. Bundan sonrası için önünüzde iki alternatif mevcut:

  • 1. Alternatif: Rotayı tekrar başkent Reykjavik’te bitirmek
    (Reykjavik → Golden Circle → Reykjavik)

“Benim İzlanda’daki günlerim çok kısıtlı” diyenler günübirlik bu gezinin ardından akşam tekrar başkente dönebilirler.

  • 2. Alternatif: Rotayı Selfoss şehrinde bitirmek
    (Reykjavik → Golden Circle → Selfoss)

Bizim önerimiz ise tatilinizi biraz daha uzun tutup Golden Circle’daki gezilecek yerleri bitirdikten sonra Reykjavik’e dönmek yerine ertesi gün büyüleyici Güney İzlanda gezisine başlamak üzere Golden Circle rotası üzerinde bulunan Selfoss kasabasında konaklamanızdan yana.

Özete geçmek için tıklayın.


Çok tatlı İzlandalı bir çiftin ve İzlandaca gölge anlamına gelen Skuggi isimli köpeklerinin ev sahipliğinde gecenizi burada geçirebilirsiniz. Türkiye’yi ve Türkleri çok sevdiğini söyleyen ev sahibi Ragnar’ın Antalya seyahati sırasında başından geçen komik olayları da dinlemeyi unutmayın!

Otelin ekstra küçük bir ücret karşılığında sabah kahvaltı da sunması büyük bir kolaylık çünkü Güney İzlanda’da sabah sabah kahvaltı yapacak yer bulmak açıkçası biraz zorlayıcı.

Son olarak otelin belki de en büyük artısı ışık kirliliğinden uzak konumu sayesinde Kuzey Işıkları’nı kapının önünden izleyebilme olanağı sunması.

Özete geçmek için tıklayın.


Bundan sonraki günlerinizde izleyeceğiniz rota Ring Road veya Route 1 adı verilen, adanın tamamını çevreleyen çember şeklindeki yolda geçecek. Selfoss kasabasından başlayarak adanın etrafını gezdikten sonra tekrar Reykjavik’te sonlandıracağınız bu rotada toplamda 1.500 km civarında yol kat etmiş olacaksınız.

Özete geçmek için tıklayın.


Sayfanın başına dön

Günün başına dön


Özet (Tablodaki yerlere hızlı geçiş yapmak için tıklayın)

Görülecek yerler Deneyimler
Seljalandsfoss şelalesi Devasa şelaleyi suyun arkasından izleyebilme, manzara
Eyjafjallajökull Avrupa hava sahasına diz çöktüren Eyjafallajökull volkanı ve volkanik aktiviteler hk. bilgi edinme
Skogafoss şelalesi Manzara, mola
Solheimasandur Uçak Enkazı Post-Apokaliptik bir manzara
Dyrholaey Okyanus ve volkanik kaya manzarası
Reynisfjara Siyah Kum Plajı Siyah volkanik kumlar ve lav kayaları
Ne kadar kalmalıyım? 1 gün
Nerede kalmalıyım? Vik: Farmhouse Lodge (oteli görmek için tıklayın)
Ne yemeliyim? Sudur-Vik restoranında kuzu ve balık (menüyü görmek için tıklayın)
Arabaya ihtiyacım var mı? Evet

 

Adanın güney kıyıları boyunca uzanan 440 kilometrelik Güney İzlanda rotasının görülmesi gereken yerlerin bolluğu açısından Altın Çember’den aşağı kalır yanı yok. Fakat rota boyunca kat edeceğiniz mesafeleri ve buradaki noktalara daha fazla zaman ayırmanız gerektiğini göz önünde bulundurarak bizim tavsiyemiz Altın Çember’in aksine bu rotaya iki gününüzü ayırmanız yönünde. Selfoss’dan başlayarak güneyin en ünlü liman kasabası Vik’de sonlandıracağınız 158 kilometrelik Güney İzlanda rotanızın ilk etabında uğramadan geçmemeniz gereken durakları aşağıda sıraladık.

Sayfanın başına dönmek için tıklayın.


İzlanda’da olup da güne şelalesiz başlamak olmaz, o yüzden Güney İzlanda turunuzun ilk durağı için Seljalandsfoss şelalesine gidiyoruz. Bu seferki şelale size küçük bir sürpriz de sunuyor!

Buraya neden gidelim?

61 metreden gerekleştirdiği düşüş ile İzlanda’nın en yüksek şelaleleri listesinde üst sıralarda yer alan Seljalandsfoss’a geçmeden önce biraz rakiplerine göz atmak ilginç olabilir. Yakın zamana kadar Reykjavik’in 65 km uzağındaki Glymur Şelalesi 198 metrelik boyu ile İzlanda’nın en yüksek şelalesi olarak biliniyordu. Fakat 2007 yılında İzlanda’nın en büyük buzulu Vatnajökull’un bir parçası olan Morsajökull buzulunun erimeye başlamasıyla ortaya çıkan Morsarfoss Şelalesi bu durumu değiştirmiş ve 240 metrelik boyu ile Glymur’u yerinden etmiş oldu. Birinciliği elinde tutan Morsarfoss’a ulaşım mümkün değil iken, ikinciliğe düşen Glymur’u görmek isteyenler ise biraz zorlayıcı bir doğa yürüyüşünü göze almaları gerekmekte. Liste ulaşımı kolay olsa da hacim bakımından şelale severleri tatmin etmeme ihtimali olan 160 metrelik Prestagil ve Batı Fjörd’lerin en ünlüsü 146 metrelik heybetli Dynjandi ile devam ediyor. Sıralamanın tamamını merak edenler şelalelerin ulaşım kolaylığı bilgisinin de paylaşıldığı listeye buradan ulaşabilirler. Konu listenin ilerleyen sıralarında yer alan Seljalandsfoss hem yüksekliği hem de kolay ulaşımı nedeniyle popüler şelalelerden biri olarak biliniyor. Ama şelalenin bu kadar sevilmesinin asıl nedeni ziyaretçilerine küçük bir sürpriz sunması: Seljalandsfoss’un arkasına geçmek ve şelalenin suları önünüze dökülürken inanılmaz bir manzaranın tadını çıkarmak mümkün!

Seljalandsfoss’da görülecek yerler:

Hem anayola yakın konumu hem de arabanızı şelalenin ayak ucuna park edebilmeniz nedeniyle Seljalandsfoss’a ulaşım çok kolay. 61 metrelik yükseklikten etrafı yemyeşil yosunlarla çevrili bir havuza dökülen Seljalandsfoss çok güzel fotoğraf kareleri sunarken sizi asıl etkileyecek olan şey şelalenin arka yüzü olacak. Biraz ıslanmanıza neden olacak küçük bir patikayı takip ederek Seljalandsfoss’un arkasına geçmenizi ve sular önünüze dökülürken şelalenin huzur veren sesini dinlemenizi kesinlikle tavsiye ederiz!

Buraya nasıl giderim?

Selfoss’dan çıkıp Road 1’i takip etmeniz yeterli. Hiç bir yere sapmadan 70 km kadar ilerlediğiniz takdirde solunuzda Seljalandsfoss şelalesini göreceksiniz.
Şelanenin anayoldan görünüşünün ve park alanının Google Maps görüntüsü için buraya, kış görüntüsü için buraya, yaz görüntüsü için buraya, suların arkasındaki görüntüsü için ise buraya tıklayın.

Özete geçmek için tıklayın.


İkinci durağınız 14 Nisan 2010 tarihindeki patlaması sonucunda atmosferi kaplayan devasa bir kül bulutu oluşturarak Avrupa hava trafiğine diz çöktüren Eyjafjallajökull yanardağı. Uluslararası basında en az patlama kadar geniş yankı uyandıran bir diğer konu ise yayın sırasında yabancı muhabirleri terleten yanardağın telaffuzu zor ismi oldu. “Ne kadar zor olabilir ki?” diyenleriniz için aşağıdaki videoda bir İzlandalı’nın yanardağın ismini telaffuz edişine yer verdik.

Buyurun kendiniz görün 🙂

Buraya neden gidelim?

Hikayesi için: Hava trafiğine bağımlı modern dünyaya diz çöktüren yanardağı ile tanışın!

800 bin yıldır aktif olduğu düşünülen Eyjafjallajökull’un kayıtlara geçmiş patlamaları sırasıyla 920, 1612 ve 1821 yıllarında gerçekleşmiş. Fakat yanardağın hafızlara kazının patlaması Avrupa’nın özellikle kuzey ve batısını etkileyerek, 20 ülkeyi hava sahalarını kapatmaya mecbur bırakan ve böylece İkinci Dünya Savaşı’ndan beri görülmüş en büyük hava trafiği aksamasına neden olan 14 Nisan 2010 tarihindeki patlama oldu. 10 milyon yolcuyu etkileyerek havacılık sektörüne 1.8 milyar dolara mal olan olaylar zinciri aslında günler öncesinde başladı.

20 Mart 2010 tarihinde, Eyjafjallajökull patlamasından neredeyse bir ay kadar önce, yanardağın hemen yanı başındaki Fimmvörðuháls bölgesinde bir başka yanardağ patlaması yaşandı. Bu patlama daha sonra yaşanacak Eyjafallajökull patlamasının aksine herhangi bir kül bulutu yaratmazken akıttığı lavlar nedeniyle önce yanardağın yakınındaki popüler yürüş yolunda bulunan doğa yürüyüşçüleri helikopterlerle güvenli bölgelere taşındı daha sonra da yanardağın eteklerindeki çiftlikler boşaltıldı. Fimmvörðuháls’da yaşanan ve 23 gün boyunca süren volkanik aktivitenin şiddeti Volkan Patlama Endeksine göre 1, yani her gün yaşanabilecek düşük güçte bir patlama olarak değerlendirildi. Fakat 23 günün sonunda kavuşulan bir günlük sakinlik bu sefer de buzlarla kaplı Eyjafallajökull yanardağının patlamasıyla bozuldu.

Eyjafallajökull’un Fimmvörðuháls’un aksine buzlarla kaplı olması patlamanın etkisini artırdı. Eriyen buz ile etkileşime geçen magma nedeniyle devasa kül bulutları oluştu ve bu bulutlar patlamayla beraber atmosfere püskürtüldü. Uçak motorlarını tıkayarak çalışamaz hale getirebilecek volkanik parçacıklarla dolu bu devasa kül bulutları 9 km yüksekliğe ulaşarak kuvvetli rüzgar akımıyla birlikte Avrupa’ya yayılmaya başladı. Tarih VPE (Volkan Patlama Endeksi) 4 olarak sınıflandırılan bu patlamadan daha büyük yanardağı patlamalarına şahit olmuş olsa da “jet stream” adı verilen kuvvetli hava akımının altında yer alan konumu nedeniyle kül bulutunun hızla yayılmasına yol açan Eyjafallajökull patlamasının hava ulaşımına bağımlı modern dünyadaki etkisi büyük oldu.

2008 yılındaki krizden beri finansal zorluklarla baş etmeye çalışan İzlanda bu doğal afet sonrasında turizm sektörünün çökmesinden endişelenmiş olsa da korkulanın tam tersi olmuş ve uluslararası basında geniş yankı bulan patlama, yanardağın isminin nasıl telaffuz edildiğine ilişkin tartışmalarla birlikte İzlanda reklamına dönüşmüştü. Daha önce 500 binden az yabancı turist çeken ada ülkesi her geçen yıl turist sayısını artırarak 2016 yılında 1.8 milyona ulaştı.

Muhabirlerin volkanın ismi ile yaşadıkları zor anlara göz atmak isterseniz aşağıdaki videoyu izlemenizi tavsiye ederiz:

Avrupa’nın biraz başını ağrıtmış olsa da bu kadar insanın İzlanda ile tanışmasına vesile olmuş Eyjafallajökull yanardağını bizce Güney İzlanda rotası durakları arasında yer almayı hak ediyor!

Yanardağı patlamaları hakkındaki ek bilgiyi geçip yazıya devam etmek için tıklayın.

Volkan Patlama Endeksi ve tarihte yaşanmış en büyük yanardağı patlamaları

Volkan Patlama Endeksi depremlerin şiddetini ölçmeye yarayan Richter ölçeği gibi yanardağı patlamalarını değerlendirmek için oluşturulmuş bir skala.
0 dan 8 e kadar uzanan skalada her basamak bir önceki basamaktan 10 kat daha kuvvetli bir patlamayı temsil etmektedir.

0 – 3 arasındaki patlamalar her gün, haftada bir veya ayda bir gerçekleşebilecek frekansı yüksek ama şiddeti düşük patlamalar iken skalanın üst sıralarına yaklaşırken patlamanın şiddeti artarken frekansı düşer.

Pompei’i yok eden Vezüv yanardağının patlaması Volkan Patlama Endeksine göre 5 olarak sınıflandırılmışken yakın tarihin en büyük yanardağı patlaması olarak bilinen Tambora yanardağının patlaması VPE 7 olarak değerlendirilmiştir.

1815 yılında Endonezya’da bulunan Tambora yanardağının patlaması ortalama küresel sıcaklığın düşmesine sebep olup patlamayı takip eden yılın “yazı olmayan yıl” olarak anılmasına neden olduğunu düşünürsek skalanın en tepesinde yer alan süper patlamaların şiddetini hayal etmek zor olmaz.

Çok nadir yaşanan VPE 8 patlamalarına örnek olarak 30 milyon yıl önce yaşanan Wah Wah Springs patlaması, 640 bin yıl önceki Yellowstone patlaması ve 74 bin yıl önce gerçekleşen Endonezya’daki Toba yanardağı patlaması sayılabilir.

Route 1’in hemen solunda yer alan yanardağını önünde fotoğraf çekmek için duran kalabalıktan hemen tanıyabilirsiniz. Yanardağın eteğinde bulunan çiftlik nedeniyle yanardağa daha fazla yaklaşmanız mümkün olmayacak fakat daha fazla bilgi almak isterseniz yolun karşısında bulunan ve patlamadan tam bir sene sonra 14 Nisan 2011 tarihinde açılan “Eyjafallajökull Erupts” isimli merkeze uğrayabilirsiniz.

Buraya nasıl giderim?

Seljalandsfoss’tan tekrar Route 1’e çıkıp 20 km kadar ilerledikten sonra yol üstünde sağınızda önce Eyjafallajökull Erupts merkezini, biraz ilerledikten sonra da solunuzda yanardağı göreceksiniz. Merkezin Google Maps görüntüsü için buraya, yanardağın yol kenarındaki park alanı görüntüsü için ise buraya tıklayın.

Özete geçmek için tıklayın.


30 metreye varan genişliği ile 69 metreden aşağı düşen Skoga Nehrinin sularının yarattığı Skogafoss şelalesi şimdiye kadar saydığımız şelaleler arasındaki en yüksek şelale olmakla birlikte üçüncü durağımızı oluşturuyor.

Buraya neden gelelim?

Manzarası için!

İki komşu buzul Eyjafallajökull ve Myrdalsjökull’dan beslenen Skogafoss şelalesinin 30 metreye varan genişliği ve 69 metrelik boyu ziyaretçilerini etkilemeye yetiyor ama üstüne bir de önünde oluşan rengarenk gökkuşakları eklenince manzara unutulmaz hale geliyor. Bu manzaranın tadını şelalenin önünde uzanan çimenlik alana kurulmuş piknik masalarında birşeyler atıştırarak çıkarabilmeniz mümkün fakat şelalenin en tepesine çıkmayı ve bu büyüleyici manzarayı bir kez de metrelerce yükseklikten etrafınızı saran dağların ve yeşilliğin arasında deneyimlemeyi unutmayın.

Doğa yürüyüşü için!

Maceraperestler için Skogafoss şelalesinin Eyjafallajökull durağında bahsettiğimiz ünlü Fimmvorduhals doğa yürüyüşü rotasının bitiş veya başlangıç noktasını oluşturduğunu da belirtmeden geçmeyelim. Skogafoss ve Þórsmörk (Thörsmork) arasında uzanan ve Eyjafallajökull ve Myrdalsjökull buzulları arasından geçen bu 25 km’lik zorlu yürüyüş rotası doğa yürüyüşçüleri tarafından genellikle bir veya iki günde tamamlanıyormuş. 2010 yılındaki Eyjafallajökull patlaması ile daha da ünlenen bu rotada şansını denemek isteyenler için rotanın sadece yaz aylarında açık olduğunu da not edelim. Ayrıca rota ile ilgilenler detaylı bilgiye İzlanda – Aktiviteler yazımızdan ulaşabilirler.

Skogafoss’ta görülecek yerler:

Kolay ulaşılabilir şelalelerden biri olan Skogafoss arabanızı bırakacağınız park alanından bir kaç adım uzaklıkta yer alıyor. Şelalenin yüksekliği ve genişliği sizi büyülemeye yetmediyse eğer güneşli günlerde oluşan birbirinden güzel gökkuşaklarının etkileyeceğinden eminiz.

Aşağıdaki manzaranın ardından insanı yarı yolda pes ettirmeye meyilli bir kaç yüz basamaktan oluşan patikayı takip ederek şelalenin en tepesine çıkmanızı ve Skoga nehrinin ayaklarınızın altından metrelerce yükseklikteki yamaçtan aşağıya düşüşünü izlemenizi kesinlikle tavsiye ederiz.

Park alanındaki kafeteryadan atıştırmalık birşeyler almayı ve kahveniz eşliğinde Skogafoss’un karşısında uzanan çimenliklerin üzerindeki piknik masalarında küçük bir mola vermeyi de unutmayın.

Buraya nasıl giderim? 

Eyjafjallajökull’dan sonra Road 1 üzerinden yolunuza devam ettiğinizde Skogafoss şelalesi yaklaşık 10 km sonra solunuzda bulunacak. Tabelasını gördüğünüzde sola saparak park alanına ulaşabilirsiniz. Ana yol üzerinden sola dönüşünüzün Google Maps görüntüsü için buraya,  park alanının görüntüsü için buraya, şelalenin aşağıdan görüntüsü için buraya, yukarı çıkan patikanın görüntüsü için buraya, şelalenin yukarıdan görüntüsü için buraya, kış görüntüsü için ise buraya tıklayın.

Özete geçmek için tıklayın.


Dördüncü durağımız 40 yıldan uzun süredir İzlanda’nın siyah volkanik kumlarla kaplı ıssız güney sahilinde yatan ve birçok fotoğrafçının hayalini süsleyen ünlü Solheimasandur Uçak Enkazı.

Buraya neden gelelim?

Manzarası için: Post apokaliptik bir sahnenin parçası olun!

İzlanda’nın doğal güzelliklerle dolu bir ada olduğunu şimdiye kadar anlamışsınızdır fakat bu seferki durağımız insan müdahelesi ile hayat bulmuş.

Hikaye 24 Kasım 1973 yılında Amerikan donanmasına ait bir kargo uçağının İzlanda’nın ıssız güney kıyılarına acil iniş yapmak zorunda kalmasıyla başlıyor. Mürettebatın tamamının kurtulmayı başardığı kazanın nedeni hala belirsiz iken pilotu acil inişe mecbur bırakan durumun buzlanma veya yakıt eksikliği olduğu tahmin ediliyor ve kazanın ardından enkaz kaldırma maliyeti göz önünde bulundurularak kargo uçağının düştüğü yerde terk edilmesine karar veriliyor.

Yıllar içerisinde uçağın kazadan aldığı yaralara İzlanda’nın acımasız hava koşullarından dolayı yenileri ekleniyor ve bir zamanların Amerikan donanmasına ait modern kargo uçağı bugünkü post apokaliptik haline bürünüyor. Uçak aynı anda hem ürkütücü hem de büyüleyici olma özelliğine sahip görüntüsü ile dünyanın dört bir yanından fotoğrafçılar çekmeye başlıyor ve böylece gözlerden uzak volkanik parçacıklarla kaplı uçsuz bucaksız kumsalda sessizce yatan enkaz ünlenerek İzlanda’nın en turistik yerlerinden biri haline geliyor.

Enkaz ve dört bir yanınızı saran siyah volkanik kumlar gizemli ve bir o kadar büyüleyici fotoğraf karelerine olanak verdiği için bizce burası kesinlikle uğramaya değer noktalardan biri!

Solheimasandur Uçak Enkazından görülecek yerler:

Eskiden 4×4 araçların kumsala girişlerine izin veriliyormuş fakat hem araçların çevreye zarar vermesinden hem de bir çok aracın anayola uzak bu bölgede kuma saplanarak mahsur kalmasından dolayı enkaza giden kumsal araç trafiğine kapatılmış.

Bu nedenle enkaza ulaşmak için aracınızı ana yolun yanındaki araç park alanına bıraktıktan sonra 40 dakikalık bir yürüyüşü göze almanız gerekiyor. Ucu bucağı yokmuş gibi görünen siyah kumların üstünde denize doğru yürürken bir anda karşınıza çıkacak olan enkaz sizi hem hayrete düşürecek hem de biraz ürkütecek.

Buraya nasıl giderim?

Solheimasandur uçak enkazına araba ile ulaşım ne yazık ki mümkün değil. Road 1 üzerinden yolunuza devam ettiğinizde sağınızda bir park alanı göreceksiniz. Uçak enkazına ilişkin herhangi bir tabela bulunmasa da merak etmeyin burası doğru yer. Arabanızı bıraktıktan sonra denize doğru 40 dakika kadar yürümeniz gerekiyor. Anayol üzerinde bulunan park alanının Google Maps görüntüsü için buraya, enkaza giden yürüme yolunun kış görüntüsü için buraya ve buraya,  yaz görüntüsü için buraya, enkazın içinin görüntüsü için buraya, dışının görüntüsü için buraya, enkazı geçip denize doğru yürüdüğünüz takdirde ulaşacağınız görüntü için ise buraya tıklayın.

Özete geçmek için tıklayın.


Güney İzlanda turumuzun birinci etabının sonu olan Vik kasabasına yaklaşırken beşinci durağımız Dyrholaey ile karşılaşacaksınız.

Buraya neden gelelim?

Coğrafi yapısı için: Dört bir yanınızdaki manzaraların tadını çıkarın!

Dyrholaey yarımadası İzlanda’nın volkanik aktivitelerle dolu geçmişini gözler önüne seren en çarpıcı yerlerden biri. Metrelerce yükseklikteki bu yarımada “kapısı olan ada” anlamına gelen Dyrholaey ismini yanardağı patlamalarından akan lavların oluşturduğu adanın burun kısmını oyarak 120 metrelik bir kemer yaratan Atlantik Okyanusu’nun acımasız dalgalarına borçlu.

Fakat okyanusa açılan bu devasa kapı burada görebileceğiniz volkanik aktiviteler sonucu oluşmuş doğa harikalarından sadece biri. Arkanızda İzlanda’nın en büyük dördüncü buzulu Mydrdalsjökull’un altında gizlenmiş halde 1918 yılından beri uykusuna devam eden dev Katla yanardağı yükselirken hemen yanınızda simsiyah volkanik çakıl taşları ile bezenmiş ıssız bir kumsal uzanıyor olacak.

Yönünüzü doğuya çevirdiğinizde ise okyanusun ne kadar yetenekli bir heykel tıraş olduğunu bir kez daha gözler önüne serecek olan Reynisdrangar lav kayaları ile karşılaşacaksınız. Reynisfjara plajında yakından göreceğiniz okyanusun içinden yükselen 60 metre boyundaki bu kayaların yanardağı patlamalarından akan lavlar sonucunda oluştuğu tahmin edilse de gerçek hikayenin çok daha farklı olduğuna inananlar da var.

Efsaneye göre kayaların oluşumundan sorumlu olanlar İskandinavya folklorik hikayelerinde bolca yer alan ve insan özelliklerine sahip devasa yaratıklar olduklarına inanılan trollerden başkası değil. Hikaye de zaten bu trollerden ikisinin bir gece vakti büyük bir gemiyi karaya sürüklemeye çalışmalarıyla başlıyor. Fakat zamanlarını iyi ayarlayamayan troller işlerini bitiremeden gece sonlanmaya başlamış ve masallara biraz hakim olanlarınızın tahmin edeceği gibi doğan güneş bu iki suç ortağının taşa dönüşmelerine neden olmuş.

Kutup martıları için: Puffin’lerin evine konuk olun!

Yumurtlama zamanı olan yaz aylarında Dyrholaey yarımadası kutup martıları Puffin’lerin en gözde yerlerinden biri haline geliyormuş. Fakat Dyrholaey’i Puffinler için listesine ekleyecek kuş gözlemcilerine kutup martılarını korumak adına bazı dönemlerde adanın bu bölgesine girişin sınırlandırıldığını ve bazen tamamıyla yasaklandığını da hatırlatalım.

Ayrıca Puffin’lerin yumurtlama döneminde yuvalarını korumak adına agresif davranışlar sergileyebilecekleri ve kuşları rahatsız edebilecek davranışlardan uzak durmak gerektiğini de unutmayalım.

Dyrholaey’de gezilecek yerler:

Yarımadayı gözlemleyebilmeniz için ikisini de değerlendirmenizi önerdiğimiz iki seçeneğiniz mevcut.

  • İlk seçeneğiniz kale şeklinde tasarlanmış deniz fenerinin bulunduğu tepeye çıkarak çevrenin tadını kuş bakışı çıkarmak. Arabanızı bırakabileceğiniz park alanının bulunduğu bu tepede özellikle kemerin bulunduğu burun gibi bazı alanlara giriş yakın zamanda yaşanan toprak kayması nedeniyle yasaklanmış. Buna rağmen uçsuz bucaksız siyah kumsallarını, lav kayalarını, Myrdallsjökull buzulunu ve kemeri görebileceğiniz en iyi yerlerden biri burası olduğu için bu tepeye çıkmadan Dyrholaey’den ayrılmamanızı öneririz.
  • Diğer seçenek ise tepeye çıkmadan yola devam ederek kemeri siyah çakıllarla bezenmiş kumsalın üstünden uzaktan gözlemleyebileceğiniz bölge. Bir sonraki durağımız Reynisfjara kumsalında olduğu gibi burada da ansızın beliren ve sizi okyanusun derinliklerine çeken dalgalara karşı tetikte olmanız ve sırtınızı okyanusa dönmemeye özen göstermeniz gerekmekte.

Buraya nasıl giderim?

Solheimasandur durağından sonra tekrar Road 1’i takip edip 218 numaralı yoldan sağ dönmeniz gerekiyor.
İlk seçenek için 218 numaralı yoldan tekrar sağ dönüp tepeye doğru yukarı çıkmanız gerekirken ikinci seçenek için ise sağ dönmeden yolunuza dümdüz devam edebilirsiniz. Anayoldan 218 numaralı yola dönüşün Google Maps görüntüsü için buraya, yukarıda bulunan park alanının görüntüsü için buraya, aşağıda bulunan park alanının görüntüsü için buraya, sağ tarafınızda bulunan siyah kum sahilinin gün batımı görüntüsü için buraya, kayanın yukarıdan görüntüsü için buraya, aşağıdan görüntüsü için ise buraya tıklayın.

Özete geçmek için tıklayın.


Solheimasandur’da tanıştığımız siyah volkanik parçacıklardan oluşmuş kumsalın tadını doyasıya çıkarabileceğiniz yer olan ünlü Reynisfjara plajı bugünkü Güney İzlanda rotamızın son durağını oluşturuyor.

Buraya neden gidelim?

İsminde plaj geçmesine aldanıp parlak güneşin altında denizin tadını çıkarabileceğiniz bir yer hayal etmeyin çünkü burası biraz daha “karanlık” bir plaj. Karanlık dememizin sebebi ise kumsalın yanardağ patlamalarından püsküren yüzlerce derece sıcaklıktaki lavların buz gibi Atlantik Okyanus’u ile buluştukları bu noktada aniden soğuyarak siyah volkanik taşlara dönüşmelerinden dolayı. Yüzlerce derece sıcaklıktaki lavların Atlantik Okyanusu’nun buz gibi sularıyla buluştuğu bu plajda “ateşin ve buzun ülkesi” olarak anılan İzlanda’nın neden bu ismi aldığını çok daha iyi anlayacaksınız.

Reynisfjara’da görülecek yerler:

Reynisfjara Plajı’na ulaşım oldukça kolay. Plajın girişinde yer alan kafenin önündeki park alanına arabanızı bıraktıktan sonra volkanik çakıl taşları ile bezeli siyah kumsala hemen ulaşacaksınız. Bir önceki durağımızda bahsettiğimiz denizin ortasından yükselen lav kayaları kadar ilgi çeken bir başka doğa harikası ise plajda bulunan Reynisfjall dağının eteklerindeki bazalt sütunlar. Soğuyan lavlar sayesinde oluşan ve gökyüzüne doğru yükselen merdivenleri andırması sebebiyle insanı hayrete düşüren bu doğal oluşuma Gardar deniliyor.

Uyarı: 
Burada kesinlikle unutmamanız gereken konu ise kıyıya vuran dalgalara çok dikkat etmeniz gerektiği. Sular ansızın Gardar sütunlarına kadar ulaşan dalgalar oluşturabildiği için her an tetikte olmak adına sırtınızı okyanusa dönmemeniz gerekiyor. 
Ölümcül bir çok kazanın yaşandığı bu kıyı şeridinde uyarı levhaları asılmış olsa da özellikle fotoğraf çekmek için dalgalara tehlikeli şekilde yaklaşmaya devam eden turistler hala mevcut. Ocak 2017 de iki çocukları ile birlikte bir Alman aileyi kıyıdan denize çeken dalgalardan çocuklar ve baba kurtulmayı başarmış olsalar da anne ne yazık ki hayatını kaybetmiş. Bazalt sütunlarının altında bulunan mağarada kamp kurup gecelemek isteyen turistlere de yine bu dalgalar ve mağaranın içinde çökme tehlikesi bulunduğu için izin verilmiyor. Son olarak bazalt sütunlara tırmanıp aşağı inemedikleri için yardım ekipleri tarafından kurtarılmak zorunda kalan turistler ve kayanın üstündeki kuş yuvalarına fazla yaklaşan veya zarar veren kişilere saldıran Puffin’ler sebebiyle Gardar sütunlarında da dikkatli olmakta fayda var.

Buraya nasıl giderim?

Reynisfjara Plajı’na ulaşmak için Dyrholaey’den sonra 20 km kadar yol gitmeniz gerekiyor. 218 numaralı yoldan geri dönüp tekrar ana yola bağlandıktan sonra bu sefer de 215 numaralı yoldan sağ dönmelisiniz. Anayoldan sağ dönüşün Google Maps görüntüsü için buraya, park alanı ve plaja çıkan yürüme yolunun görüntüsü için buraya,  yaz görüntüsü için buraya, kış görüntüsü için ise buraya tıklayın.

Özete geçmek için tıklayın.


Güney İzlanda rotamızın birinci etabının sonuna geldik. Geceyi Güney’in en ünlü liman kasabası Vik’te geçirmenizi öneririz.

Credit: https://www.facebook.com/Sudurvik

Sudur’da oldukça lezzetli bulduğumuz kuzu ve balık yemeklerinden tatmanızı öneririz. Kuzu menüde “fillet of lamb with baked potatoe” olarak geçmekte ve fiyatı 4.950 ISK, balık ise “pan fried local charr from Lindarfiskur with roasted sunflower seeds, almonds, potatoes and salad” olarak geçmekte ve fiyatı 3.900 ISK. Ayrıca porsiyonların oldukça doyurucu olduğunu da ekleyelim.

Buraya nasıl gideriz?

Restoranın adresi: Suðurvegur 1, 870 Vík-Handelssted

Özete geçmek için tıklayın.


Uçsuz bucaksız yemyeşil çimenliklerin üstünde otlayan İzlanda koyunlarının yanı başında bulunan bu otel tasarımı ve rahatlığıyla bizden tam puan aldı. Bu manzaraya karşı sabah kahvaltısı yapmanın keyfi ise anlatılmaz yaşanır cinsten!

Otelin adresi: Skeidflöt, 871 Skeidflötur

Özete geçmek için tıklayın.


Sayfanın başına dön

Günün başına dön


Özet (Tablodaki yerlere hızlı geçiş yapmak için tıklayın)

Görülecek yerler Deneyimler
Eldhraun lav tarlası Manzara, tarih
Skeidara köprüsü enkazı Bilgi, yakın tarih
Skaftafell Ulusal Parkı Manzara, buzul, doğa yürüyüşü
Jökulsarlon Buz Lagünü Manzara, buzul, bot turu
Ne kadar kalmalıyım? 1 gün
Nerede kalmalıyım? Höfn: Hotel Jökull (oteli görmek için tıklayın)
Ne yemeliyim? Ishusid Pizzeria‘da şefin pizzaları ve chocolate veya hemen yanındaki Pakkhus restoran (Ishusid’in menüsü için buraya, Pakkhus’un menüsü için buraya tıklayın)
Arabaya ihtiyacım var mı? Evet
Güney İzlanda turunu bitirdikten sonraki seçeneklerim neler? Reykjavik’e dön veya Doğu İzlanda turu için devam et (detaylar için tıklayın)

Güney İzlanda turumuzun ikinci ve son etabı Vik ile Höfn kasabaları arasındaki 276 km’lik rotadan oluşuyor. İzlanda’nın en büyük, Avrupa’nın ise en büyük üçüncü buzulu olan Vatnajökull’a ayıracağınız bugünün aşağıda önerdiğimiz aktivitelerle size unutulmaz bir deneyim yaşatacağından eminiz.

Sayfanın başına dönmek için tıklayın.


“Ateşin ve buzun ülkesi” İzlanda’nın devasa buzulları ile geçireceğiniz gününüze başlamadan önce ülkenin tanımına ateşin eklenmesine neden olan şiddetli volkanik patlamalara bir kez daha göz atmamız gerekecek.  Bunun nedeni ise sizi buzullara götürecek rotanın dünyanın en büyük lav tarlalarından biri olan Eldhraun’dan geçiyor olması.

Buraya neden gidelim?

İzlanda tarihinin en acımasız yanardağı patlaması olan Skafta Ateşi’nin hikayesine tanıklık edin!

Eldhraun lav tarlasının oluşumu ada ülkesinin şimdiye kadar bilinen en şiddetli yanardağı patlaması olan 1783 yılındaki Laki yanardağı patlamasına dayanıyor. Patlama gerek şiddeti gerekse de ölümcül yan etkileri nedeniyle lokaller arasında “Skafta Ateşi” olarak da biliniyor. Patlama esnasında sekiz ay boyunca bir çok çatlaktan sızan ve yüzlerce kilometre kare alanı kaplayan lavlara ek olarak zehirli gazlar da oluşmuş. Atmosfere dağılan bu gazlar asit yağmurlarına dönüşerek lavların ulaşabildiği alandan çok daha geniş bir çevreyi etkilemiş ve bitki örtüsünü yok etmişti.

Patlamayı tam bir felakete dönüştüren ise patlamadan sonra kendini göstermeye başlayan yan etkilerdi. Lav veya asit yağmurlarına direkt maruz kalmayan sınırlı sayıdaki bitkiler ile beslenen çiftlik hayvanları besinlerine karışan volkanik parçacıklar nedeniyle hastalanmaya ve ölmeye başlamıştı. Tahıllarının neredeyse tamamını kaybeden halk çiftlik hayvanlarının da %60’ını kaybedince büyük bir açlığa sürüklenmişti. Sonuçta patlamanın kendisi ve yan etkileri nedeniyle nüfusunun yüzde 25ine yakınını kaybeden İzlanda bu doğal afetten tartışmasız en büyük darbeyi alan bölge olmuş olsa da hava akımıyla diğer ülkelere yayılan zehirli gazlar Laki patlamasını küresel bir krize dönüşmesine sebep olmuştu.

Zaman içerisinde doğa yaşanan bu trajediyi örtmek ve biraz olsun unutturmak için sertleşmiş lav kayaları ile kaplı geniş arazileri yeşertmeye başladı. Büyümesi yüz yılı bulan yosunlar cansız lav tabakasıyla örtülü araziyi kaplayarak Eldhraun lav tarlasına bugünkü büyüleyici görüntüsünü kazandırdı.

Bu denli şiddetli bir geçmişin nefesinizi kesicek güzellikte bir manzaraya dönüştüğü bu arazide kısa bir mola vermeden yolunuza devam etmeyin deriz!

Apollo 11 mürettebatının ay yürüyüşü denemelerine katılın!

Eldhraun’un uçsuz bucaksız arazisine ayak bastığınızda kendinizi alıştığınız dünyanın dışında bambaşka bir yerde hissedeceksiniz. Nasa da böyle hissetmiş olacak ki aya yapılacak ilk insanlı uzay uçuşu öncesinde 1967 yılında Apollo 11 mürettebatının ay yürüyüşü denemelerini burada gerçekleştirmiş. Eğer sizin de astronot olma gibi hayaliniz varsa burası başlamak için iyi bir yer gibi görünüyor!

Eldhraun’da görülecek yerler:

Lav tarlalarını Vik kasabasından yola çıktığınızda Skaftafell Ulusal Parkı’na varmadan önce Kirkjubæjarklaustur yakınlarında yolun her iki tarafında görebiliyor olacaksınız. Herhangi bir özel park alanı bulunmadığı için aracınızı yolun kenarında müsait bir yere bırakabilirsiniz.

Uyarı: 
Bir çok turist lav tarlalarına yürüyerek girse de yosunların büyümesinin yüz yıl gibi bir süre gerektirdiğini göz önünde bulundurarak bitki örtüsüne zarar vermemek adına bu büyüleyici görüntünün tadını lav tarlalarında fazla ilerlemeden yolun kenarından   çıkarmanızı tavsiye ederiz.

Buraya nasıl gideriz?

Vik’ten ayrıldığınızda Route 1 Kirkjubæjarklaustur yakınlarında sizi zaten lav tarlaları arasından geçiriyor olacak. Fakat tarlanın içinde biraz daha vakit geçirmek isteyenler 204 numaralı yola saparak tarlanın içinde çember çizip Skaftafell Ulusal Parkı’na devam etmek üzere tekrar ana yola çıkabilirler. Anayolun Google Maps görüntüsü için buraya, 204 numaralı yolun görüntüsü için buraya, lav tarlasının görüntüsü için ise buraya ve buraya tıklayın.

Özete geçmek için tıklayın.


İzlanda’nın en büyük buzulu Vatnajökull kendini yavaş yavaş göstermeye başlarken sizi buzulların karanlık yüzü ile tanıştıracak ikinci durağınız Skeidara Köprüsü enkazı ile karşılaşacaksınız.

Buraya neden gidelim?

Vatnajökull kalın buz katmanlarının altında İzlanda’nın bir çok yanardağını gizlemektedir. Bu yanardağılar arasında en aktif olanı 1996 yılındaki patlamasıyla Skeidara köprüsünü enkaza çeviren Grimsvotn’dur. 1974 yılında yapımı tamamlanan çelik Skeidara köprüsü Route 1’in parçası olarak trafiğe açıldı. Buzula yakın konumu nedeniyle eriyen buzulların oluşturabileceği sellere dayanabilecek şekilde tasarlanan köprü Vatnajökull’un Sekidarajökull isimli güney bölgesinin altında yer alan Grimsvotn’un şiddetine dayanamadı.

Bunun nedeni yanardağı patlaması sırasında buzuldan kopan ev büyüklüğündeki buz dağlarıydı. Köprü şiddetli sele direnebilmiş olsa da önüne geçen her şeyi ezerek yok eden devasa buz dağılarına karşı koyamamıştı. Ateş ve buzun bu korkunç iş birliği sonucunda köprüden arda kalanları merak ediyorsanız, buraya uğramanızı tavsiye ederiz!

Skeidara Köprüsü enkazında görülecek yerler:

Skeidara köprüsünün enkazı ile Skaftafell Ulusal Parkı’na gelmeden hemen önce karşılaşacaksınız. Burada arabanızı bırakıp hiç bir gücün yerinden oynatamayacağı gibi görünen çelik köprünün doğanın hayret verici gücü karşısında geldiği hali inceleyebilirsiniz. İnsan yapımı hiç bir yapının doğaya karşı koyamayacağı düşüncesi biraz korkutucu olsa da köprünün arkasında yükselen heybetli Vatnajökull buzulunun manzarası size doğanın güzelliğine ve gücüne her zaman saygı duymanız gerektiğini hatırlatacak.

2011 yılındaki Grimsvotn yanardağı patlaması hakkındaki bilgiyi geçip yazıya devam etmek için tıklayın.

2011 yılındaki Grimsvotn yanardağı patlaması hakkında

Skeidara köprüsünü yıkan patlamadan sadece 15 yıl sonra Grimsvotn tekrar harekete geçerek 21 Mayıs 2011 yılında patladı.

Eyjafallajökull patlamasından sadece bir sene sonra gerçekleşen bu patlama yanardağın yine buzulun altında yer alıyor olması nedeniyle geçen sene yaşanan senaryonun tekrarlanma ihtimalini akıllara getirerek büyük korku yarattı. Buzla etkileşime geçen magma bu sefer de büyük bir kül bulutu yaratarak İzlanda’nın en işlek havaalanı olan Keflavik’in kapanmasına neden oldu.

Fakat patlamanın hem Eyjafallajökull kadar uzun sürmemiş olması hem de Grimsvotn’un oluşturduğu kül bulutundaki parçacıkların daha ağır olmaları sebebiyle hemen yeryüzüne düşmesi ile Avrupa çapında ikinci bir hava trafiği krizine yol açmadı.

Skeidara köprüsünün enkazını Route 1 üzerinde ilerlerken Skaftafell ulusal parkına gelmeden hemen önce göreceksiniz. Park alanının Google Maps görüntüsü için buraya, enkazı yakından görmek için ise buraya tıklayın.

Özete geçmek için tıklayın.


Üçüncü durağınız Avrupa’nın en büyük üçüncü buzulu Vatnajökull’un bir parçası olan Skaftafellsjökull buzulunun yer aldığı Skaftafell Ulusal Parkı.

Buraya neden gidelim?

Buzulun ne demek olduğunu öğrenin!

Skaftafell Ulusal Parkı ile ilgili detaylara girmeden önce Vatnajökull buzulunu yakından tanımakta fayda var. 8.100 km karelik alanı ile İzlanda’nın %8’ini kaplayan Vatnajökull buzulunu külahtaki dev bir top dondurma olarak hayal edebilirsiniz. Bu büyük top dondurmadan eriyerek külahınıza akmaya başlayan damlalar ise buzul dili olarak adlandırılan ana buzulun uzantıları. Bu buzul dillerinin her birinin kendine özgü adları olsa da aslında hepsi Vatnajökull buzulunun bir parçası. Güneydeki Skaftafellsjökull ve Svinafellsjökull gibi buzul dillerini barındıran Skaftafell Ulusal Parkı da eskiden ayrı bir ulusal park olarak sayılıyormuş fakat daha sonra Vatnajökull Ulusal Parkı’na dahil edilmiş.

Buz üstünde özel ekipmanlarla yürüyüşe çıkın!

Skaftafell Ulusal Parkı’nda buzulun çevresinde zorluk derecelerine göre kategorize edilmiş çeşitli yürüyüş rotaları mevcut. Morsárdalur Vadisi, Kristínartindar Dağı, Svartifoss Şelalesi ve Skaftafellsjökull Buzulu gibi yerleri görmenizi sağlayan rotaların zorluk dereceleri ve detayları hakkındaki bilgilere aşağıdaki “Skaftafell görülecek yerler” bölümümüzde yer verdik.

Buzulu iliklerine kadar hissetmek isteyenler için ise buzulun üstünde yürüyüş yapma imkanı sağlayan turların iyi bir fikir olabileceğini düşünüyoruz. Biz katılamamış olsak da gerek internette gerekse de ulusal parkın girişinde bulunan kulübelerde rehber ve buz üstünde yürümenizi sağlayacak kramponlar gibi özel ekipmanlar sağlayan tur operatörleri mevcut. Alanda karşılaştığımız yoğunluktan yola çıkarak rezervasyonsuz gelmeniz durumunda istenilen saatteki turda yer kalmama ihtimalinin olabileceğini düşünüyoruz. Ayrıca buzuldaki hava koşulları nedeniyle sadece belli dönemlerde izin verilen buz yürüyüşlerinin tarih aralığını kontrol etmekte de fayda olduğu için ulusal parka vardığınızda hayal kırıklığına uğramamak için geziniz öncesinde tur operatörleri ile internet üzerinden iletişime geçmenizi öneririz.

Skaftafell’de görülecek yerler:

Skaftafell Ulusal Parkı’nda herkese hitap edecek çeşitli zorlukta yürüyüş rotaları mevcut. Rotaları tek başınıza keşfe çıkmanız mümkün olsa da daha zorlayıcı patikaları hedefleyenler için yanınızda uygun ekipman bulundurmanız önemli. Biz S1 isimli Skaftafellsjökull buzulunu yakından görmemize olanak sağlayan kolay rotayı seçtik fakat fikir vermesi açısından alternatif rotaların özetini de İzlanda – Aktiviteler isimli yazımızın doğa yürüyüşü başlığında paylaşıyoruz. Seçeceğiniz rotaların uzunluğuna göre (6 – 8 saatlik rotaların da var olduğunu göz önünde bulundurursak) bir sonraki durağınız Jökulsarlon buz lagününü ve Höfn kasabasına yolculuğunuzu ertesi güne bırakmayı tercih edebilirsiniz.

Skaftafell Ulusal Park’ındaki S1 yürüyüş rotası:

Alternatif rotalara göz atmak için tıklayın.  

  • S1: Skaftafellsjökull

Gidiş dönüş 3.7 km den oluşan bu rota buzulda geçireceğiniz zaman ile bir buçuk saatinizi alacaktır. Yüzünüzü Skaftafell ziyaretçi merkezine döndüğünüzde sağda yer alan patikayı takip ederek zorlayıcı olmayan bir yürüyüşün ardından Skaftafellsjökull buzuluna ulaşacaksınız.

Route 1 üzerinde ilerlerken 998 numaralı yoldan sola döndüğünüzde Skaftafell Ulusal Parkı’nın araba park alanına geleceksiniz. Kalabalık nedeniyle yer bulmak biraz zor gibi gözükse de çok geniş bir park alanı mevcut olduğu için biraz dolaşmak durumunda kalsanız da beklemeye gerek kalmadan yer bulacaksınız.
Ziyaretçi merkezinin, park alanının ve tur operatörlerinin Google Maps görüntüsü için buraya, kolay (S1) yürüyüş yolu için buraya, buzulun aşağıdan görüntüsü için buraya, yukarıdan görüntüsü için ise buraya tıklayın.

Özete geçmek için tıklayın.


Güney İzlanda turunuzun son gününü hayatınızda karşılaşacağınız en büyüleyici ve huzur verici manzaralardan birini sunan ve ilk durağınızda tanıştığınız buzulların karanlık yüzünü bir çırpıda unutturacak olan Jökulsarlon buz gölü ile bitiriyor olacaksınız.

Buraya neden gidelim?

Manzarası için: Kar beyazı ve buz mavisi renklerinin büyüsüne kapılın!

Vatnajökull buzulunun uzantılarından biri olan Breiòamerkurjökull buz dilindeki buzların erimesi sonucunda oluşan Jökulsarlon İzlanda’nın en güzel buz gölü olarak değerlendiriliyor. Zaten buzuldan koparak gölün üstünde süzülen metrelerce yükseklikteki buz dağlarının oluşturduğu nefes kesici manzara buz gölünün bu değerlendirmeyi fazlasıyla hak ettiğini gösteriyor. Sizce de buzullar arasında geçirdiğiniz gününüzü sıcak çikolata eşliğinde kar beyazı ve buz mavisi arasında değişen renkleri ile tam bir görsel şölen oluşturan Jökulsarlon buz gölününde noktalamak iyi bir fikir gibi gözükmüyor mu?

Bot turları için: Buz gölününe açılarak beyaz devleri yakından keşfedin!

Suyun üstünde sessizce süzülen beyaz devlerin size cüsselerinin sadece küçük bir bölümünü gösterdiklerini düşünmek ve gölün altında gizlenen yüzde doksanlık bölümlerini hayal etmek Jökulsarlon’a gitmek için yeterince iyi bir sebep gibi gözükse de buz gölü sunduğu bot gezileri ile buzul deneyiminizi daha da nefes kesici hale getirmekte kararlı. Büyüleyici beyaz devlere yakından hayran kalmanızı sağlayacak olan yarım saat ile 45 dakika arasında değişen bot turları Mayıs ve Eylül ayları arasında gerçekleştiriliyor fakat hava durumuna bağlı olarak Nisan’dan başlayıp Ekim ve Kasım aylarına kadar uzatılabiliyor.

Buz gölü turuna Zodiac botlar ile de katılmak mümkün iken biz amfibik araçları tercih ettik. Amfibik araçlar hem karada hem de suda ilerleyebilen tekerlekli küçük tekneler. Biz amfibik tekne turumuzun biletlerini Jökulsarlon’un girişinde bulunan kulübelerden aldık ve yarım saat sonra gerçekleşen tura katıldık fakat özellikle Zodiac turlarının daha sınırlı olmasını ve turistlerin yoğun olduğu Temmuz – Ağustos dönemlerini göz önünde bulundurursak riske girmemek adına biletlerinizi internet üzerinden almayı tercih edebilirsiniz. Rehber eşliğinde devasa buz dağları arasında gezinirken suların içinden size selam veren foklar ile karşılaşmanız ise deneyiminizi unutulmayacak hale getirecek.

Glacier Lagoon isimli firmanın düzenlediği buz lagünü bot turları

Amphibian Boat Tour

Bizim katıldığımız bu tur hem karada hem suda hareket edebilen araçlardan oluşuyor ve yaklaşık 30 – 45 dakika sürüyor. Turlar Mayıs – Eylül ayları arasında düzenleniyor ve en çok turistin geldiği aylar olan Temmuz – Ağustos ayları arasında günde düzenlenen tur sayısı 40’a çıkıyor. Turun ücreti adam başı 5.500 ISK (6-12 yaş arasındaki çocuklar için 2.000 ISK).

Zodiac Boat Tour

Amfibik botlarının aksine zodiac botlar buz dağlarına biraz daha yakınlaşma fırsatı sunuyor. Haziran – Eylül ayları arasında hizmet veren bu tur hava koşullarına göre Mayıs ortasında da faaliyet göstermeye başlayabiliyor ve yine hava koşullarına göre Kasım ayına uzatılabiliyor. Yaklaşık bir saat süren tur adam başı 9.800  ISK (10 – 12 yaş arasındaki çocuklar için 5.000 ISK). Katılımcıların tur başlamadan yarım saat önce hazır olmaları bekleniyor.

Önemli not: Her iki tur için de  Glacier Lagoon’un internet sayfasında yer alan tur saatlerini ve yer durumunu kontrol etmenizi öneririz. Özellikle çok turistin geldiği dönemlerde veya sınırlı sayıda düzenlenen Zodiac turlarını tercih etmeyi düşünüyorsanız biletinizi önceden internet sitesinden almanız  daha iyi olacaktır.

Buz mağarası turları için: Her sene yenisi oluşan gizemli buz mağaralarında kaybolun!

Jökulsarlon buz lagününü bot turlarının gerçekleştirilmediği kış aylarında ziyaret etmeyi planlıyorsanız buz mağarası turlarına katılmayı düşünebilirsiniz. Buzul sularının buzu oyması sonucunda oluşan buz mağaralarına erişim havaların ısınmasıyla birlikte mağaraların çökme tehlikesi arttığı için çok kısa bir süre aralığında mümkün. Bu nedenle turlar havanın mağaraları stabil tutacak kadar soğuk olduğu Kasım ve Mart ayları arasında gerçekleştirilebiliyor.

Glacier Lagoon isimli firmanın düzenlediği buz mağarası turları

Ice Caving Day Tour

Kasım ve Mart ayları arasında gerçekleştirilen bu tur her yarım saatte bir düzenlenmektedir. Yaklaşık iki saat süren bu turda katılımcılar özel araçlar ile buz lagününden alındıktan sonra mağaranın bulunduğu lokasyona götürülüyor ve krampon ve kask gibi özel ekipmanlar ve rehber eşliğinde  mağara gezildikten sonra tekrar lagüne bırakılıyor. Tur adam başı 19.900 ISK (5-11 yaş arasındaki çocuklar ücretsiz).

Buzulların eriyip tekrar donması sebebiyle her defasında farklı buz mağaraları oluştuğu için rehberler her sene oluşan yeni mağaraları keşfedip ziyaret etmesi en uygun mağarayı belirliyorlar. Belirlenen mağaranın girişine özel kar araçları ile getirildikten sonra rehber ile birlikte kask ve krampon gibi özel buz ekipmanları eşliğinde buz mağarası yürüyüşünüze başlayacaksınız.

Tur esnasında sizi sıcak tutacak kıyafetler giymeyi unutmayın. Özellikle kot pantolonlar ıslanmaları durumunda ıslaklığı emerek üşümenize neden olacağı için bu tur için pek tavsiye edilmiyor.

Biz İzlanda gezimizi Eylül ayında gerçekleştirdiğimiz için bu tura katılamamış olsak da turların sınırlı bir süre boyunca gerçekleştirilmesi nedeniyle oluşabilecek yoğunluktan dolayı biletlerinizi gezinizi gerçekleştirmeden önce internetten almanızın önerildiğini hatırlatalım. Turlar her yıl Kasım ve Mart ayları arasında planlansa da her şey İzlanda’nın doğa koşullarına bağlı. Buzulların erimesi ve hava durumu her zaman kesin olarak öngörülemediği için özellikle Ocak ve Şubat ayları dışındaki turların gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceği konusunda tur operatörünüzle iletişimde kalmanızı tavsiye ederiz.

Glacier Lagoon firmasının buz gölü ve buz mağarası turlarına alternatif olarak sunduğu jeep turuna göz atmak için İzlanda – Aktiviteler yazımızı ziyaret edebilirsiniz.

Jökulsarlon’da gezilecek yerler:

Jökulsarlon buz lagününe ulaşımınız çok kolay olacak. Arabanızı bırakabileceğiniz iki park yeri mevcut. Köprüyü geçmeden önceki park alanı buz gölünü biraz uzaktan gözlemlemenizi sağlarken köprüyü geçtikten sonraki alan lagünün kıyılarında dolaşmanıza ve bot turlarına katılmanıza olanak verecek. Buz mağarası turlarının başlangıç noktası da yine köprüyü geçtikten sonra ulaşacağınız park alanının yanı başındaki kafe olacak.

Gölün içinden yükselen buz devlerinin tadını ister bot ister buz mağarası turu isterseniz de tek başına gerçekleştireceğiniz kıyı yürüyüşü ile çıkardıktan sonra gölün yanı başındaki park alanında yer alan kafede günün yorgunluğunu atmak için kendinize bir sıcak çikolata ısmarlamayı unutmayın deriz.

Ayrıca lagünün hemen yanı başındaki Diamond Beach’e (Elmas Plajı) de uğramak iyi bir fikir olabilir. İsmini buz gölünden okyanusa akan buz dağlarının dalgalar tarafından parçalanarak siyah kumsala dağıtılan ve güneşte ışıl ışıl  parlayan küçük şeffaf buz parçalarından alan bu plaj fokların da gözde yerlerinden biri. Buz gölünün içinde de karşılaşacağınız foklara doyamazsanız eğer şansınızı bir de burada denemenizi öneririz.

Buraya nasıl giderim?

Yine Route 1 üzerinden yolunuza devam ettiğiniz takdirde Jökulsarlon hemen karşınıza çıkacak.
Diamond Beach’in (elmas plajı) Google Maps görüntüsü için buraya, park alanı, kafe ve Glacier Lagoon firmasının kulübesi için buraya, lagünün görüntüsü için buraya, kış görüntüsü için ise buraya tıklayın.

Özete geçmek için tıklayın.


Güney İzlanda rotamızın ikinci günün sonuna geldik. Geceyi Höfn kasabasında geçirmenizi öneririz.


“İzlanda’da pizza da nereden çıktı?” diyebilirsiniz ama özellikle şefin pizzalarından birini denediğinizde neden burayı önerdiğimizi anlayacaksınız. Aslında amacımız pizzacının yanında bulunan Pakkhus isimli restoranda yemekti fakat çok kalabalık olduğundan dolayı masamıza oturmak için 40 dakika beklememiz gerektiğini öğrenince kendimizi restoranın hemen yanındaki pizzacıda bulduk. Menüde bulunan “Chef’s Favs” isimli bölümdeki pizzalar şefin özel olarak hazırladığı pizzalardan oluşuyor. Bacon, tavuk, et gibi pizzaların yanında ıstakozlu hatta muzlu pizzalar bile bulunuyor. Pizzaların fiyatları 2.800 – 3.350 ISK arasında değişiyor.  Midenizde yer bırakmayı ve fotoğraftaki “chocolate calzone” isimli tatlıdan tatmayı unutmayın! (1.100 ISK, iki kişi rahatlıkla bölüşebilir).

Özete geçmek için tıklayın.


Sunduğu geniş kahvaltı menüsü ile sabah sabah ağzınıza bir şeyler atma derdine düşmenizi engeleyecek olan bu otel, konumu itibari ile de Kuzey Işıkları’nı izleyebilmek için karanlık köşeler bulmaya uygun bir yerde.

Buraya nasıl gideriz?
Otelin adresi: Nesjum, 781 Höfn

Özete geçmek için tıklayın.


Güney İzlanda rotasını tamamladıktan sonra önünüzde iki seçenek bulunuyor.

  • 1. Alternatif: Başkent Reykjavik’e dönmek (Höfn → Reykjavik)

Eğer vaktiniz kısıtlı ise İzlanda turunuzu burada bitirebilir ve geldiğiniz yoldan Reykjavik’e dönebilirsiniz.

  • 2. Alternatif: Doğu İzlanda turuna çıkmak (Höfn → Husavik)

Güney İzlanda ve Golden Circle turları kadar yoğun bir program sunmasa da Doğu İzlanda turu manzaraları ile beğeninizi toplayacağını düşünüyoruz. Ayrıca Kuzey İzlanda’yı da çok beğendiğimiz için size de yolunuza devam etmeyi öneriyoruz.

Özete geçmek için tıklayın.


Sayfanın başına dön

Günün başına dön


Özet (Tablodaki yerlere hızlı geçiş yapmak için tıklayın)

Höfn – Breidalsvik yolunda görülecek yerler Breidalsvik – Egilsstadir yolunda görülecek yerler Egilsstadir – Husavik yolunda görülecek yerler
Laekjavik kıyısı Manzara Dettifoss şelalesi
Djupivogur kasabası Egilsstadir şehri Dettifoss’tan sonra alternatif rota
Berufjördur fiyortu Namafjall dağı ve Hverir jeotermal alanı
Breidalsvik kasabası Dettifoss ve Hverir hk. önemli öneri
Breidalsvik kasabasından sonra hangi alternatif rotayı izleyebilirim? İster dağ yoluna isterseniz fiyortları takip edip sahil kasabalarına (detaylar için tıklayın)
Ne kadar kalmalıyım? 1 gün
Nerede kalmalıyım? Husavik: Tungulending Guesthouse (oteli görmek için tıklayın)
Ne yemeliyim? Tungulending Guesthouse‘un özel olarak hazırlanan akşam yemeği
Arabaya ihtiyacım var mı? Evet (Dettifoss için 4×4 önerilir)

Beşinci gününüzde Höfn kasabasından ayrılarak Güney İzlanda kıyılarını arkanızda bırakacak ve Doğu İzlanda turunuza başlayacaksınız. Gezimiz öncesinde yaptığımız araştırmalarda Altın Çember ve Güney İzlanda turu kadar popüler olmayan bu rota hakkında bilgi edinmekte zorlandık açıkçası. Büyüleyici doğası ve manzaraları ile bu rota bizce kesinlikle daha fazla değer görmeyi hakediyor!

Bazı seyahat blogları Doğu İzlanda turunu iki güne bölerek Egilsstadir şehrinde konaklamayı önerse de asıl görülecek noktaların Egilsstadir’den sonra başlaması nedeniyle bizim tavsiyemiz bu rotaya bir gününüzü ayırmanız ve geceyi kuzeyin balinalarıyla ünlü liman kasabası Husavik de geçirmenizden yana.

500 km’lik bu rota gözünüzü korkutmasın çünkü karşılaşacağınız nefes kesici manzaralar ile zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız bile.

Yolculuğunuzun ilk etabını oluşturan 249 km’lik kısım bir sahil şeridi ve bir dağlık rota olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Sizi Egilsstadir şehrine götürecek bu ilk etabın detaylarına aşağıda göz atabilirsiniz.

Sayfanın başına dönmek için tıklayın.


Buraya neden gidelim?

Doğu İzlanda gezinizin ilk bölümünü adanın doğu fiyortları oluşturuyor olacak. Fiyort aslında karanın içine giren, derin, dar körfezlere verilen genel bir isim. Route 1 sizi kimi zaman bu fiyortların iki yakasını birbirine bağlayan köprülerden kimi zaman da fiyortların çevresinden dolaştırarak birbirinden güzel manzaralar ile karşılaşmanızı sağlayacak.

Höfn – Breidalsvik sahil şeridinde görülecek yerler:

Laekjavik, solunuzda yer alan dev dağlar ve okyanustan yükselen kayalar ile, harika fotoğraf karelerine olanak sağlayan bir kıyı şeridi. Manzaranın tadını ana yol üzerinden çıkarabileceğiniz gibi 4×4 araca sahipseniz sağınızdaki toprak yollara saparak okyanusa yanaşmanız da mümkün.

Doğu fiyortları arasında bulunan Djupivogur kasabası ana yoldan 3 – 4 km uzaklığı ile kahve, yemek ve benzin gibi ihtiyaçlarınız var ise kısa bir mola vermeye uygun bir nokta.

Ayrıca kasabaya uğrarsanız sahilde bulunan ve tam olarak ne sattığını anlamak biraz zor olsa da gezmesi oldukça keyifli olan aşağıdaki dükkana uğramayı unutmayın:

Djupivogur’dan ayrıldıktan sonra Road 1 sizi Berufjördur fiyordunun çevresinden dolaştıracak. Bölgede oluşan gök kuşakları eşliğinde manzaranın tadını çıkarırken fotoğraf çekmeyi unutmayın.

Sahil şeridi rotanızı Atlantik Okyanusu’nun karaya sızarak meydana getirdiği geniş bir fiyortun üstüne kurulu bir yoldan geçerek ulaşacağınız etrafı heybetli dağlarla çevrili küçük Breiddalsvik kasabası ile sonlandıracaksınız. Sadece 139 kişilik nüfusa sahip bu kasabada küçük bir tur atarken adanın medeniyetten uzak ıssız bu bölgesinde hayatlarını sürdüren insanların yaşamlarını hayal etmek çok etkileyici bir deneyim olacak.

Özete dönmek için tıklayın.


Breiddalsvik kasabasından sonra izleyebileceğiniz rotalar açısından iki alternatifiniz mevcut.

Birinci alternatif ana yoldan ayrılıp (Road 96’ya saparak) doğu fiyortların etrafından dolanarak diğer kıyı kasabalarına uğramak olacak. Biz bu yolu tercih etmediğimiz için net bir bilgi veremiyoruz ama uğrayacağınız kasabalara ve fiyortlarda geçireceğiniz zamana bağlı olarak bu yolu tercih ederseniz gününüzü yakınlarda bir yerde konaklayarak noktalamak mantıklı olabilir.

Bizim tercih ettiğimiz ikinci alternatif olan heybetli dağların tepesinden Egilsstadir’e doğru giden ana yola (Route 1) kış aylarında çıkmayı düşünenler için bu yola çıkmadan önce yol durumunu kontrol etmelerini hatırlatmakta fayda var.

Özete geçmek için tıklayın.


Buraya neden gidelim?

Doğu fiyortların kıyılarında başladığınız yolculuğunuza İzlanda’nın heybetli dağlarının manzaralarını da eklemek isterseniz yolunuza Route 1’i takip ederek devam etmenizi öneririz. Dağlara tırmandıkça altınızda uzanan doğu fiyortlarının inanılmaz manzarası fotoğraf makinesini elinizden bir an olsun bırakmanıza izin vermeyecek.

Ayrıca yolculuğunuzun bu bölümünde kıyıdaki güneşli havanın bir kaç dakika içerisinde soğuk yağmurlu hatta yer yer kar yağışlı bir havaya dönüşmesine şahit olurken şaşkınlığınızı gizlemeniz pek mümkün olmayacak. Fakat dağlık bölgeyi arkanızda bırakır bırakmaz tekrar güneş eşliğinde beliren gök kuşakları ile karşılaştığınızda İzlanda’nın hava durumuna akıl erdirmenin imkansız olduğunu anlayacaksınız.

Breiddalsvik – Egilsstadir dağ yolunda görülecek yerler:

Höfn – Egilsstadir rotasının ilk etabını oluşturan sahil şeridinde olduğu gibi dağ yolunda da sizi gezilecek turistik noktalar yerine manzaralar bekliyor olacak. Bu yol üzerinde kasabaların sayısı yok denecek kadar az olduğu için yola çıkmadan önce benzin durumunuzu kontrol etmekte fayda olduğunu hatırlatıp bu bölümümüzü fazla söze yer bırakmayan manzaralardan bir kaç örnek ile tamamlayalım:

Özete geçmek için tıklayın.


2.367 kişilik nüfusu ile bugün karşılaştığınız köylerden sonra size dev bir metropol gibi gelecek olan Egilsstadir şehrinde ihtiyaçlarınızı gidermek için küçük bir mola vermek mantıklı olabilir.

Özete geçmek için tıklayın.


Buraya neden gidelim?

Egilsstadir şehrine kadar İzlanda’daki diğer günlerinize nazaran daha sakin geçen gününüz rotanın sizi Husavik’e ulaştıracak bu bölümünde karşılaşacağınız iki durak ile hareket kazanacak.

Egilsstadir – Husavik yolunda görülecek yerler:

Jökulsa Nehrinin 171 metrelik genişliği ile kendini 51 metreden aşağıya bırakması sonucunda meydana gelen Dettifoss Şelalesi gününüzün en ihtişamlı manzarasını oluşturarak unutulmayacak bir sahneye tanıklık etmenizi sağlayacak.

Buraya neden gidelim?

Güzel ve Çirkin masalına gönderme yapılarak Goddafoss şelalesine “The Beauty” (“Güzel”), Dettifoss şelalesine ise “The Beast” (“Çirkin”) yakıştırılmasının yapılmasından dolayı, bu durağınızda korkunç bir görüntü ile karşılaşacağınız yanılgısına kapılmayın sakın. Heybetli yapıları ve güçleri ile birbirlerine aynadaki yansımaları kadar çok benzeyen bu iki şelaleden Goddafoss yeşilliklerin içinde bulunurken Dettifoss’un yeşilin her tonundan mahrum gri volkanik kayalıklarla çevrili bir arazide yer alması sebebiyle bu yakıştırmalar uygun görülmüş.

Dettifoss’u çevreleyen ve bu dünyaya ait değilmiş izlenimi yaratan gri ıssız arazide gezinirken kendinizi ayın yüzeyine ışınlanmış gibi hissetmenize engel olamayacaksınız. İçine düştüğünüz ürkütücü olduğu kadar gizem dolu bu çevrede karşılaşacağınız şelale ise tek kelime ile nefesinizi kesecek.

Dikkatli gözlemcilerin şelalenin yakınındaki kayaları titreten gücünü hissedebilecekleri söylenen Dettifoss’ta herhangi bir güvenlik önleminin yer almadığını belirtip şelaleye fazla yaklaşmamaya özen göstermeniz gerektiğini de hatırlatalım.

Dettifoss’da görülecek yerler:

Dettifoss’a ulaşım “nasıl gidilir” bölümümüzde yer verdiğimiz tarifte göreceğiniz gibi bozuk araba yolu nedeniyle biraz zorlayıcı. Biz Doğu ve Batı olarak ikiye ayrılmış iki gözlem noktası bulunan şelaleyi gözlemlemek için Doğu bölgesini tercih ettik. 32 km uzunluğunda oldukça bozuk bir araba yolu üzerinden ulaşacağınız doğu park alanına arabanızı bıraktıktan sonra 10 – 15 dakikalık bir yürüyüş sonrasında şelaleye ulaşacaksınız.

Biz Dettifoss’un 51 metre yükseklikten kanyona döküldüğü kayanın tam üstünde bulunmanın hafızalardan kolay kolay silinmeyecek güzellikte bir deneyim yaşattığı için doğu yakasında bulunan gözlem platformunu tercih etmiş olmaktan memnunuz fakat kayaların nemli ve kaygan olması ve sizi şelalenin kuvvetli akıntısından uzak tutacak herhangi bir güvenlik önleminin bulunmaması sebebiyle kazalara sebebiyet vermemek adına sizin de bu rotayı tercih etme durumunuzda çok dikkatli olmanızda fayda olduğunu bir kez daha hatırlatalım.

Şelaleyi biraz daha yukarıdan görmek isteyenler ise çevreyi kuş bakışı gözlemleyebilecekleri batı yakasını tercih edebilirler. Batı yakasına doğu yakasından farklı bir araba yolu üzerinden ulaşılması sebebiyle yol durumu hakkında bilgi veremesek de yol tarifine “nasıl giderim” bölümünden ulaşabilirsiniz.

Buraya nasıl giderim?

Dettifoss’un doğu ve batı yakasında bulunan gözlem noktalarına iki ayrı araba yolundan ulaşılabilmekte.

  • Doğu yakası:

Route 1’den sağ dönerek gireceğiniz Road 864 sizi doğruca doğu gözlem noktasına ulaştıracak. 32 km’lik bu yol kış aylarında kar nedeniyle kapanmakta ve Haziran ayına kadar da kapalı kalmakta. Oldukça yavaş gitmek durumunda kalacağınız bir hayli bozuk bu yolda yolculuğunuz biraz sarsıntılı geçecek olsa da sonunda ulaşacağınız Dettifoss’un manzarası buna değer dedirticek cinsten olacak. Bir çok otomobil sahibinin bol çukurlu bu yolda ilerleyişine şahit olduğumuz için imkansız olmadığını söyleyebilsek de biz yolda kalma endişesine karşılık 4×4 aracımız ile kendimizi daha güvende hissettiğimizi de belirtelim. Anayoldan 864 numaralı yola dönüşün Google Maps görüntüsü için buraya, yolun görüntüsü için buraya (Google Maps görüntüsü 2013 yılına aittir, yolun durumu ilerleyen yıllarda kötüleşmiştir), park alanının görüntüsü için buraya, şelaleye giden patikanın görüntüsü için buraya ve buraya, şelalenin görüntüsü için ise buraya tıklayın.

  • Batı yakası:

Nehrin batı yakasında bulunan gözlem platformuna ulaşmak için 864 numaralı yola sapmayarak bir sonraki 862 numaralı yoldan sağ dönmelisiniz. Biz Road 864’ü kullandığımız için bu rotanın yol durumu hakkında bilgi veremeyeceğiz ama 20 – 25 km arasındaki uzunluğu ile doğu yakasındaki rotadan daha kısa olduğunu not edebiliriz. Anayoldan 862 numaralı yola dönüşün Google Maps görüntüsü için buraya,  park alanının görüntüsü için buraya, patikanın görüntüsü için buraya, seyir terasının görüntüsü için ise buraya tıklayın.

Özete geçmek için tıklayın.

Dettifoss şelalesinden sonra izleyebileceğiniz iki alternatif rota bulunmaktadır:

  • 1. Alternatif: Şelaleden sonra Husavik’e geçiş (Dettifoss → Husavik)

Eğer siz de bizim gibi yorulduysanız Dettifoss’tan son durak olan Namafjall Dağı ve Hverir jeotermal alanını ertesi güne bırakıp Husavik’e geçebilirsiniz. Bunun için Route 864’e çıkıp geldiğiniz yolu geri dönmek yerine soldan yukarı doğru ilerleyebilirsiniz. Bu arada belirtmeden geçmeyelim, bu yol geldiğiniz yoldan çok daha iyi halde, merak etmeyin. 864 numaralı yol bittiğinde sola dönüp 85 numaralı yola bağlanın. Bu yol sizi doğruca Husavik’e götürecek. 85 numaralı yola bağlantının Google Maps görüntüsü için tıklayın.

  • 2. Alternatif: Şelaleden sonra Hverir jeotermal alanına geçiş (Dettifoss → Hverir)

Eğer bizim daha enerjimiz bitmedi diyorsanız günün son durağı olan Namafjall Dağı ve Hverir jeotermal alanına gitmek için 864 numaralı yola çıkıp sağ dönerek geldiğiniz yolu geri dönmeniz gerekiyor. Route 1’e ulaştığınızda sağ dönerek anayolu takip edin. Hverir’in sapağını solunuzda göreceksiniz. Hverir sapağının Google Maps görüntüsü için buraya tıklayın.

Havanın kararmasına yakın saatlerde bu bölgeyi ziyaret edecekseniz “önce Hverir jeotermal alanı daha sonra Dettifoss şelalesi” şeklinde bir program yapmamanızı öneririz. Dettifoss’a giden yol bozuk olduğu için tahmininizden daha uzun sürebilir ve hava karardığında şelaleyi gezmek veya o yollardan geri dönmek oldukça zor olabilir. Bu nedenle saat geç olduysa iki duraktan birini tercih etmenizi öneririz. Ertesi gün çıkacağınız Kuzey İzlanda rotasını göz önünde bulundurursak da bu iki duraktan Dettifoss’u bugün ziyaret etmek ve Namafjall Dağı ve Hverir jeotermal alanını ertesi güne bırakmak daha mantıklı olacaktır.

İkinci durağınız Namafjall Dağı’nın eteklerinde bulunan Hverir jeotermal alanı olacak. Biz yorulduğumuz için bu durağı ertesi güne bırakarak road 864 üzerinden kuzeye doğru devam edip Husavik kasabasının yakınındaki otelimize gittik fakat sizin enerjiniz ve vaktiniz kaldıysa tekrar ana yola geri dönüp bu durağı da ziyaret ettikten sonra otelinize geçebilirsiniz.

Buraya neden gidelim?

Dettifoss’un gri kayalıklarla dolu ay yüzeyini andıran çevresinden sonra ayak basacağınız Hverir bölgesi sizi bu sefer de uzayın bir başka köşesine götürecek. Namafjall Dağı’nın eteğinde yer alan bu jeotermal bölge toprağın minerallerden dolayı aldığı kızılımsı renk nedeniyle bir çok ziyaretçi tarafından güneş sistemimizin kızıl gezegeni Mars’a benzetilmekte. Yeryüzünün derinliklerinden göğe yükselen yoğun dumanın yaydığı sülfür kokusu nedeniyle alanı gezmek biraz zorlayıcı olabiliyor fakat bizce jeolojik oluşumları ve yüzlerce derecelik kaynar çamur havuzları ile kesinlikle kaçırılmaması gerekilen noktalardan birini oluşturuyor.

Görülecek yerler:

Çok geniş bir alanı kapsamaması, ana yola yakın konumu ve park alanının hemen yanıbaşında bulunması sebebiyle oldukça rahat gezilebilen Hverir bölgesi size geysirleri ile ünlü Haukadalur vadisini anımsatabilir. Haukadalur’un yüzlerce derecelik kaynar suları yerine Hverir bölgesinin gök yüzünü bacalardan sızan bembeyaz dumanlar süslüyor. Altın Çember ve Güney İzlanda kadar fazla turist almasa da Hverir’i tur otobüslerini atlatmak açısından akşam veya sabah saatlerinde gezmeniz daha mantıklı olabilir. Böylelikle fotoğraflarınız insan kalabalığından yoksun olup bölgenin dünya dışı ruhunu daha iyi yansıtacaktır.

Buraya nasıl gideriz?

Eğer Dettifoss’tan geliyorsanız 864 numaralı yola çıkıp sağ dönerek geldiğiniz yolu geri dönmeniz gerekiyor. Route 1’e ulaştığınızda tekrar sağ dönerek anayolu takip edin. Hverir’in sapağını solunuzda göreceksiniz.

Eğer bu durağı ertesi güne bıraktıysanız ve Husavik’ten geliyorsanız 85 numaralı yolu aşağı doğru takip edip Myvatan yönüne doğru 87 numaralı yola sapın. Bu yol sizi Route 1’e çıkaracaktır. Daha sonra ise sağa doğru anayolu takip ettiğinizde Hverir sapağını solunuzda göreceksiniz. 87 numaralı yola dönüşün Google Maps görüntüsü için buraya, Hverir sapağının görüntüsü için buraya, jeotermal alanın görüntüsü için ise buraya tıklayın.

Özete geçmek için tıklayın.


Doğu İzlanda’ya ayırdığımız günümüzü Kuzey İzlanda’nın Husavik kasabasında sonlandırıyoruz.


Özel olarak hazırlanmış mutlaka tatmanızı önerdiğimiz çok değişik tariflerden oluşan ve özellikle deniz ürünlerini sevenleri oldukça sevindirecek olan akşam menülerinden sipariş vermenizi şiddetle öneririz. Her akşam ayrı yemek hazırlandığı için size hangi yemeğin denk geleceğini bilemiyoruz ama otelde geçirdiğimiz iki akşamda yediğimiz akşam yemeklerin tatları hala damağımızda olduğu için sizin de harika bir menü ile karşılaşacağınıza eminiz.

Ayrıca otelde kaldığınız takdirde sabahları da harika bir manzaraya karşı oldukça lezzetli bir kahvaltının da tadını çıkaracağınızı unutmayın.

Özete geçmek için tıklayın.


Alman bir çiftin sahibi olduğu Tungulending Guesthouse şimdiye kadar kaldığımız oteller arasında en keyifli olanlardan biriydi diyebiliriz. Gerek lokasyonu, gerek tasarımı gerekse de yemekleri açısından bizden tam puan alan bu otelde sizin de en azından bir gece geçirmenizi öneririz. Şehirden uzak Atlantik Okyanusu’nun kıyısındaki konumu nedeniyle hem huzur verici bir manzaranın tadını çıkarabilir hem de hava karardığında bizim gibi otelinizin hemen önünden Kuzey Işıkları’nın dansını izleyebilirsiniz.

Özete geçmek için buraya tıklayın.


Sayfanın başına dön

Günün başına dön


Özet (Tablodaki yerler arasında hızlı geçiş yapmak için tıklayın)

Balina Turu
Reykjavik  – Husavik balina turları arasındaki fark
North Sailing firmasının tekneleri  ile balina turu
Gentle Giants firmasının tekneleri ile balina turu
Balina turuna ilişkin izlenimlerimiz
İki günlük balina turumuz sırasında gezdiğimiz diğer duraklar: Myvatn
Kuzey İzlanda turunda görülecek yerler Deneyimler
Godafoss şelalesi Manzara
Akureyri Şehir, mola
Akureyri şehrinden sonra izlenecek alternatif rotalar İster kuzey kasabalarına geçiş yapın isterseniz ana yoldan devam edin
Dalvik Balıkçı kasabası, Grimsey & Hrisey adaları
Olafsjördur ve Siglufjördur Balıkçı kasabası, müze
Hofsos Balıkçı kasabası, mola
Glaumbaer Çim evler
Hvitserkur Lav kayaları ve okyanus manzarası, foklar
İllugastadir ve Geitafell Fok gözlem noktası, restoran
Svalbard ve Hvammstangi Fok gözlem noktası
Ne kadar kalmalıyım? 2 gün (bir gün Husavik’te balina turu, bir gün Kuzey Izlanda rotası)
Nerede kalmalıyım? Budardalur veya gezmek istediğiniz yerlere göre Budardalur’a gelmeden önce bir kasabada
Ne yemeliyim? Geitafell restoranı (menüyü görmek için tıklayın)
Arabaya ihtiyacım var mı? Evet

İzlanda gezimizi Güney İzlanda ile sınırlamayıp kuzey bölgelere çıkmaktaki en önemli amacımız İzlanda’nın balinalar başkenti olarak ün salmış Husavik’te balina turuna katılmaktı. Planımıza göre 6. günümüzün sabahında balina turuna çıkacak daha sonra ise İzlanda’nın batısında yer alan Burdardalur şehrinde konaklamak üzere yolculuğumuza devam edecektik.

Fakat kuvvetli fırtına nedeniyle oluşan dev dalgaların o gün okyanusa açılmayı imkansız hale getirmesi sonucunda bu planımızı gerçekleştiremedik. Zaten İzlanda gezimiz boyunca öğrendiğimiz bir şey varsa o da İzlanda’nın bizim planlarımıza değil bizim İzlanda’nın doğa koşullarına ayak uydurmamız gerektiğiydi.

Bu nedenle programımızı değiştirip Husavik’te bir gün daha kalmaya ve şansımızı ertesi gün denemeye karar verdik. Hayatımız boyunca asla unutamayacağımız bir deneyim olarak hafızalarımıza kazınan okyanusların sakin devleri kambur balinalar ile karşılaşma anımızda ise ne kadar doğru bir karar verdiğimizi anlamış olduk. Metrelerce uzunluktaki bu büyüleyici okyanus sakinlerinin dokunabileceğiniz kadar yakınınızda devasa kuyruklarını göğe yükselterek gerçekleştirdikleri dalışlarına şahit olacağınız bu deneyimin ayrıntılarını aşağıda paylaşıyoruz.

Sayfanın başına dönmek için tıklayın.


Reykjavik balina turları

Reykjavik koylarında yaygın olan balina cinsi yedi ila on bir metre arasında değişen boyları ile kambur balinalardan biraz daha küçük olan Minke balinaları. Bu türün yanı sıra gezinize beyaz gagalı yunuslar da eşlik ediyormuş. 30 metreye varan boyları ile okyanusların en büyük memelisi mavi balinalar, oluklu balina veya fin balinası olarak bilinen bir diğer balina türü, kambur balinalar ve katil balina olarak adlandırılsa da aslında yunus türüne ait olan Orca’lar ise Reykjavik koylarında daha nadir olarak karşılaşılan türler arasındaymış. Gezinizi kutup martılarının yaygın olduğu 15 Mayıs – 15 Ağustos tarihleri arasına denk getirirseniz balina turunuzu Puffin turu ile birleştirme imkanınız oluyormuş.

Husavik balina turları

Balina turlarının başkent Reykjavik’in eski limanında da gerçekleştirilmesine rağmen neden Husavik’i tercih ettiğimizi merak edenler varsa, en büyük neden daha sakin bir ortamda burada daha yaygın olan kambur balinaları görmek istememizdi. Yukarıda saydığımız türlerin hepsi burada da bulunuyor ve Puffin mevsiminde gelmeniz durumunda balina turunuzu burada da kutup martıları ile birleştirebiliyorsunuz. Çektiği turist sayısı sebebiyle başkent Reykjavik’in koylarında düzenlenen balina turlarının sayısının çok fazla olmasının deniz canlılarını rahatsız ettiğine ilişkin okuduğumuz yazı ve yorumlar neticesinde biz kalabalığın daha az olduğu Husavik kasabasını tercih ettik. “Sorumlu balina gözlemi” olarak Türkçeleştirebileceğimiz “responsible whale watching” ilkesine bağlı olarak balinaların doğal ortamlarında izledikleri rotalara engel olmadan, motor sesinin balinaları rahatsız etmemesi adına hıza dikkat ederek ve doğaya zarar verebilecek maddelerden uzak durarak oluşabilecek rahatsızlıkları minimuma indirgemeye özen gösteren turlar arasında “North Sailing” ve “Gentle Giants” firmalarının sunduğu turları önerebiliriz.

Özete dönmek için tıklayın.


Tur firmaları hakkında

Altıncı günümüzün sabahında gerçekleştireceğimiz, North Sailing firması üzerinden oluşturduğumuz karbon ayak izi bırakmayan çevre dostu elektrikli “sessiz balina gözlem” (“silent whale watching”) turumuzun rezervasyonunu İzlanda gezimize çıkmadan önce internet üzerinden oluşturturduk ve ödememizi gerçekleştirdik. Husavik limanında bulunan tur operatörünün ofisine gittiğimizde ise giriş bölümünde bahsettiğimiz kötü hava koşulları nedeniyle turumuz ne yazık ki iptal olmuştu. Turun tur operatörü tarafından iptal edilmiş olması nedeniyle herhangi bir sorun yaşamadan ödemelerimiz kredi kartımıza iade edildi.

Mayıs – Eylül ayları arasında gerçekleştirilen ve üç saat süren Silent Whale Watching isimli turun fiyatı adam başı 10.500 ISK ( 7 – 15 yaş arasındaki çocuklar için fiyat 3.500 ISK). Eğer biletlerinizi internetten alırsanız 08:00 – 15:30 saatleri arasındaki turlara %5, 16:00 – 20:00 saatleri arasındaki turlara %15 indirim yapılıyor. Tur hakkında detay bilgi almak için buraya, firmanın sayfasına göz atmak için ise başlığa tıklayın.

Alternatif Turlar:

North Sailing firmasının sunduğu diğer turlar hakkında topladığımız bilgilere göz atmak için İzlanda – Aktivitler yazımıza geçiş yapabilirsiniz. Yazımızda balina gözlem turunuzu kuzey martıları ve İzlanda atları ile birleştirmenize olanak sağlayan turların yanı sıra Atlantik Okyanusu’nun ortasında Kuzey Işıkları’nı deneyimleme, kayak yapma ve hatta Grönland’ı ziyaret etmenizi sağlayacak turlar da mevcut.

Özete dönmek için tıklayın.


Turumuzun iptal olmasının üzerine North Sailing firmasının yelkenli teknesi yerine yaptığımız araştırmalar sonucunda Husavik koyunda 150 yıllık balıkçılık geçmişi olan bir aile tarafından kurulmuş, “sorumlu balina gözlemi” ilkelerine bağlılıklarına güvendiğimiz bir diğer tur operatörü Gentle Giants’ın kötü hava koşullarına daha dayanıklı olan yenilenmiş eski balıkçı tekneleri ile düzenlediği “GG1 Whale Watching” isimli turunda şansımızı denemeye karar verdik.

Ödememizi yaptıktan sonra rehberin verdiği mide bulantısı ilaçlarını aldık. Bu arada verilen ilacın ciddi derecede uykunuzu getirme ihtimali olduğunu ve turdan sonra uzun süreli araba kullanmayı planlıyorsanız ilacı almamanızın daha iyi olacağını düşünüyoruz.

Okyanusun o günkü olağanüstü koşulları nedeniyle ilacı almayı tercih ettikten sonra bizi rüzgar, soğuk ve ıslaklıktan koruması adına dağıtılan özel tulum ve yağmurlukları kışlık montlarımızın üzerine giyerek okyanusa açılmayı başarmış olsak da yolculuğumuz ne yazık ki uzun sürmedi ve yarım saat sonra dalgaların boyutu ilerlememize izin vermediği için sahile geri dönmek zorunda kaldık. Nakit olarak gerçekleştirdiğimiz ödememizi turun tur operatörü tarafından yarıda kesilerek iptal edilmesi nedeniyle yine hiç bir zorluk yaşamadan geri aldık.

Hava ve deniz durumuna ilişkin tahminlerin bugün için hiç bir turun kalkışına izin vermeyeceği anlaşıldığında ise günün geri kalanı için planladığımız programımızdan vazgeçerek Burdardalur kasabasına gitmek yerine zaten çok memnun kaldığımız ve konaklamanızı şiddetle önerdiğimiz otelimizde bir gün daha geçirip şansımızı yarın denemeye karar verdik ve ertesi günün sabahında gerçekleştirmeyi umduğumuz tur için yerimizi ayırtırdık.

Aşağıdaki tabloda göreceğiniz dönemlerde gerçekleştirilen ve üç saat süren bu turun 2018 yılındaki adam başı fiyatları 10.400 ISK (7 – 15 yaş arasındaki çocuklar için fiyat 4.400 ISK).

Tur hakkında detay bilgi almak için buraya, firmanın sayfasına göz atmak için ise başlığa tıklayın.

Credit: Gentle Giants

Alternatif Turlar:

Gentle Giants firmasının sunduğu diğer turlar hakkında topladığımız bilgilere göz atmak için İzlanda – Aktivitler yazımıza geçiş yapabilirsiniz. Yazımızda balina gözlem turunuzu kuzey martıları ve İzlanda atları ile birleştirmenize olanak sağlayan turların yanı sıra Atlantik Okyanusu’unda gerçek kuzeyli balıkçılar eşliğinde balık tutma ve ıssız bir adada eğitmenler eşliğinde yoga  yapmanızı sağlayacak turlar da mevcut.

Özete dönmek için tıklayın.


Boşa çıkan günümüzü bir önceki gün vaktimiz kalmadığı için gezemediğimiz Hverir jeotermal alanını ziyaret ettikten sonra Myvatn Gölü çevresinde dolaşarak Reykjavik yakınındaki Blue Lagoon’un benzeri olan Myvatn Nature Baths’e giderek değerlendirdik. Akşam yemeğimizi ise yine otelimizde yemeyi tercih ettik.

Özete dönmek için tıklayın.


Ertesi gün havanın biraz düzelmiş, okyanustaki dalgaların da yatışmış olması sebebiyle tekrar Husavik limanına geldik. Büyük teknelerin okyanusa açılıp açılamayacakları henüz kesinleşmediği için tura bu sefer de Gentle Giants’ın Zodiac botları ile katılmaya karar verdik. Balinaları görmek için bunca yol geldikten sonra turların iptal olması nedeniyle yaşadığımız hayal kırıklığı ve son dakikada gerçekleştirilen program değişikliklerinin kısa süreli stresinin ardından nihayet yedinci günümüzün sabahında özel tulum, can yeleği, yağmur çizmesi, gözlük ve eldivenlerimizi giyerek okyanusa açılmayı başarmıştık.

Kutupların yanı başında devasa bir okyanusun ortasında bulunma hissi bile keyfimizi yerine getirmeye yetmişken balinaların nefes alırken göğe püskürttükleri suyu görünce heyecan ve mutluluktan yerimizde duramaz hale gelmiştik. Deneyimli kaptanımızın kısa sürede balinaların lokasyonunu belirlemesi üzerine motorlarımızı durdurup rehberimizin paylaştığı bilgileri dinlerken altımızdaki derin sularda beslenen iki kambur balinanın nefes almak için su üstüne çıkmalarını beklemeye başladık.

6 ila 10 dakikada bir yüzeye çıkıp nefes almak durumunda olan kambur balinaların ikisi de bizi fazla bekletmeden dokunabileceğimiz kadar yakınımızda su üstüne çıktılar. 13 ila 17 metre arasında değişen boyları ile yanıbaşımızda nefes aldıktan sonra yosun tutmuş devasa kuyruklarını göğe yükseltip beslenmek üzere tekrar derin dalışa geçen balinalarla bu ilk karşılaşmamızda heyecandan nefes almayı unutmuş ve güzellikleri karşısında büyülenmiştik.

Balinaların bulunduğu bölgeyi tespit etmek kolay olsa da su üzerine çıkacakları spesifik noktayı belirlemek adına gözünüzü dört açıp nefes alırken püskürttükleri suyu belirlemeniz gerekiyor. Zodiac botlar normal teknelerin aksine hızları ve manevra kabiliyetleri sayesinde iki dakika kadar su üstünde kalan ve daha sonra 10 dakikalık derin dalışa geçen balinaları yakından görmenizi kolaylaştırıyor. Balinaların su üstüne çıktığını işaret eden, nefes alırlarken yükseğe fışkıran suları tespit eden kaptan her defasında bir kaç saniye içerisinde balinaların hemen yanıbaşına giderek bizlere inanılmaz bir deneyim yaşatmayı başardı.

Devasa bir balinanın okyanusun ortasındaki küçük şişme botunuzun bir kaç metre yakınından geçmesi korkutucu bir deneyim gibi gözükse de gerçek kesinlikle öyle değil. Ağır başlılığı ile bilinen balinalar herhangi bir şekilde ani bir harekette bulunmuyor ve sakince su üstüne çıkıp nefes aldıktan sonra devasa cüsselerinden beklenmeyen bir zerafet ve sakinlikle tekrar su altına dalıyorlar. Yani balinaların sizin orada olduğunuzdan haberlerinin bile olmadığı, olsa bile, size herhangi bir zararı olmadan sadece günlük hayatlarını sürdürdükleri bilinciyle gönül rahatlığı içerisinde bu turun tadını çıkarabilirsiniz.

Balinaların su üstünde geçirdikleri 1 – 2 dakikalık süre kısa olsa da suyun altında sadece on dakika geçirmeleri ve turunuz esnasında birden fazla (biz 6 adet balinanın bir kaç defa su üstüne çıkışına şahit olduk) balina göreceğiniz için 2,5 – 3 saat kadar süren turunuzda bir an bile boş kalmayacaksınız.

Balinalar ile her karşılaşmanızda yaşadığınız heyecan ve mutluluk duygusundan artık yorulduğunuzda ise size okyanusun ortasında bir İzlanda içkisi ikram edilecek ve içkinizin tadını çıkardıktan sonra limana dönerek turunuzu noktalayacaksınız.

Özetle hayatımız boyunca unutamayacağımız okyanusun devleri ile geçirdiğimiz günümüz için harcadığımız tüm çabalarımıza değmişti. Personelin güler yüzü, yardımseverliği, profesyonelliği ve turları aceleye getirilmeyerek her katılımcının deneyimini maksimum düzeyde yaşaması için ellerinden gelen her şeyi yapmaları ile Gentle Giants firmasından son derece memnun kaldığımızı belirtmeden geçmeyelim.

Ayrıca normal turlara göre biraz daha pahalı olsa da büyük teknelere nazaran az yolcudan oluşan ve dört bir yanınızı oturduğunuz yerden rahatça görmenize olanak veren Zodiac botlarını, balinalara çok daha yakın olmanıza olanak vermesi sebebiyle tercih etmenizi öneririz.

Son olarak turun tur şirketi tarafından iptal edilmediği sürece tur boyunca hiç bir balina görememe gibi durumlarda ödeme iadesi gerçekleştirmediğini belirtmekte fayda var fakat kendi deneyimimiz ve balina görme ihtimalinin %98 olduğunu hesaba kattığımızda böyle bir durum ile karşılaşma ihtimalinin oldukça az olduğunu düşünüyoruz.
Turunuz sonrasında Husavik limanındaki balina müzesini gezmek isterseniz, balina turu biletlerinizin müze girişinde size ufak bir indirim sağladığını da unutmayın.

Özete dönmek için tıklayın.


İzlanda’ya sınırlı sayıda gün ayırabildiğimiz için Husavik – Budardalur arasındaki 530 km’lik rotamızı balina turu sonrasındaki kalan zamana sığdırmayı tercih etmiş ve vaktimiz el verdiğince aşağıdaki noktaları gezmeyi planlamıştık. Fakat kötü hava koşullarından dolayı balina turumuzun ertelenmesi sonucunda kaybettiğimiz gün nedeniyle uğramak istediğimiz durakları ziyaret edemeden, Burdardalur şehrini atlayarak ne yazık ki Reykjavik’e geçmek durumunda kaldık. Yine de vaktinizin olması durumunda gezebilmeniz için planlamış olduğumuz 6. gün Husavik – Budardalur ve 7. gün Budardalur – Reykjavik rotamızın duraklarını aşağıda paylaşıyoruz.

Rotanın uzunluğunu göz önünde bulundurarak aşağıdaki noktaların tümünü üç saatlik bir balina turu sonrasında kalan zamana sığdırmak açıkçası biraz zor ve yorucu. Bu nedenle uzun süre araba kullanmak istemeyenler ve aşağıdaki tüm noktaları gezmek isteyenler için rotayı iki güne bölmek veya sabah erkenden başlamak mantıklı olabilir.

Özete dönmek için tıklayın.


Buraya neden gidelim?

Milattan sonra 1000 yılında İzlanda gezinizin Altın Çember rotasında yer alan ülkenin en eski meclisi Athing’in üyeleri Hıristiyanlığa geçip geçmeme konusunda kararsız kalmışlardı. Bunun üzerine ülkenin resmi dinini belirleme görevi üyelerden Thorgeir Ljosvetningagodi’e (Þorgeir Ljósvetningagoði) bırakıldı. Bir kaç gün sonra bir karara varan Thorgeir ülkenin Hıristiyanlığa geçişini açıkladıktan sonra kararını desteklemek adına eski kuzey tanrılarına ait heykelleri Godafoss şelalesinin sularına attı. Çoklu tanrıların döneminin bitişini ve yeni bir dinin başlangıcını sembolize eden bu hareket nedeniyle şelale tanrıların şelalesi anlamına gelen Godafoss ismini aldı. 12 metrelik boyu ve 30 metrelik genişliği ile Godafoss hikayesinin yanı sıra güzelliği açısından da kaçırılmaması gereken noktalardan biri.

Özete dönmek için tıklayın.


Buraya neden gidelim?

Küçük bir mola için

17.700 kişilik nüfusu ile İzlanda’nın dördüncü en büyük yerleşim yerlerinden biri olan Akureyri benzin, banka (döviz bürosu) ve yemek gibi ihtiyaçlarınız için uğrayabileceğiniz iyi bir nokta.

Özete dönmek için tıklayın.


Akureyri durağından sonra iki alternatifiniz bulunmakta. Birinci alternatifiniz ana yolu terk ederek kuzeyin balıkçı kasabalarını biraz daha yakından tanımak için Route 82’ye sapmak, ikinci alternatifiniz ise bu kasabaları atlayarak Route 1 üzerinden yolunuza devam etmek. Bizzat gidip göremediğimiz için detay bilgi paylaşamasak da aşağıda yer verdiğimiz araştırmalarımız sonucunda ulaştığımız bilgiler ışığında, zamanınıza göre izlemek istediğiniz rotaya karar verebilirsiniz.

Buraya neden gidelim?

Kuzeyin balıkçı kasabalarını daha yakından tanımak için

Akureyri’den sonra yolunuza Route 1’i takip ederek devam edebilirsiniz fakat kuzeyin kasabalarını biraz daha yakından görmek istiyorsanız ve vaktiniz de varsa Route 82’den sağ saparak sağınızda kalan Eylafjördur fiyortunu takip edip yukarı doğru ilerleyebilir ve Dalvik kasabasını ziyaret edebilirsiniz.

Bedava bir açık büfeden faydalanmak için

Ağustos ayının ilk pazartesi gününü takip eden cumartesi günü balıkçılar tarafından düzenlenen Iskidagurinn Mikli isimli açık büfenin tadını çıkarmak ve hiç bir ücret ödemeden binbir çeşit ürünü tatmak isterseniz bu tarihte Dalvik limanına uğramak iyi bir fikir olabilir.

Puffin’lerin evi Grimsey ve Hrisey adalarına ulaşım için

Balıkçı kasabası Dalvik ayrıca kıyıdan 40 km uzaklıkta bulunan Akureyri şehrine bağlı Grimsey adasına haftanın 3 gününde sefer düzenleyerek ulaşım sağlayan vapurların kalkış noktasını oluşturuyor. Adada bulunan 100 kişilik nüfus yaşam alanını sayıları bir milyona yaklaşan kuşlar ile paylaştığı için gözlem için uygun zaman olan Mayıs ve Ağustos ayları arasında bir çok turist ya Dalvik’ten üç saatlik bir vapur yolcuğu ile ya da Akureyri’den düzenlenen direkt uçuşlar ile bu adaya gelmeyi tercih ediyor. Yaz boyunca güneşin hiç batmadığı adayı turistler kuş gözlemi dışında güneşin 21 Haziran’da batışını ve bir kaç dakika içerisinde tekrar doğuşunu izlemek için ziyaret ediyorlar. Grimsey Adası’nın alternatifini ise Dalvik’in yakınındaki Árskógssandur kasabasından vapur ile ulaşım sağlanan Hrisey Adası oluşturuyor. Adaların küçük olmasından dolayı fazla yapacak bir şeyin bulunmamasını göz önünde bulundurarak ada ziyaretini gerçekleştirmeniz durumunda aşağıdaki linklerden vapur saatlerini kontrol etmenizi ve vapur yolcuğunuza ayıracağınız zaman nedeniyle Burdardalur’a kadar ilerlemek yerine yakın bir yerde konaklamanızı öneririz.

Grimsey Adası vapur saatleri.

Hrisey Adası vapur saatleri.

Özete dönmek için tıklayın.


Buraya neden gidelim?

Route 82’yi takip ederek Olafsjördur kasabasından geçtikten sonra Route 76’yı takip edip Mayıs ve Eylül ayları arasında açık olan (diğer aylarda müzeyi gezmek için randevu almak gerekiyor) İzlanda’nın balıkçılık tarihi müzesi ile ünlü Siglufjördur kasabasına uğrayabilirsiniz.

Özete dönmek için tıklayın.


Hofsos kasabasına ulaşmak için sağınızda kalan Skagafjördur fiyortunu takip edip 76 numaralı yol üzerinden aşağıya doğru inmeniz gerekli. 150’ye yakın nüfusu ile bu kasaba küçük bir mola vermek için güzel bir durak olabilir.

Özete dönmek için tıklayın.



Lord of the Rings gibi filmlerde karşılaştığımız hobbitlerin küçük çimle kaplı evlerinden oluşan kasabalarının aslında hayal ürünü olmadığını söylesek bize inanmayacaksınız belki. O zaman Glaumbaer kasabasına giderek Ingilizce’de “turf houses” olarak adlandırılan bu yapıların pek de hayal ürünü olmadığını kendi gözlerinizle görün deriz. Aslında yapıların duvarlarının ve çatılarının çimle kaplanarak inşaa edilmesi yöntemi çok eskiye, Demir Çağı’na dayanmakta. Eskiden Norveç, İskoçya, İrlanda, Fareoe Adaları ve Danimarka gibi kuzey ülkelerinde yaygın olan çim evler İskoçya’ya Vikingler ile birlikte gelmiş. Bölgede odun sağlayacak büyük ağaçların az olması nedeniyle fazla sayıda ahşap binaların yapılamaması ve İzlanda çiminin sık ve yoğun yapısının soğuk, yağmur ve rüzgar gibi hava koşullarına karşı izolasyon sağlama özelliğinin bulunması ile çim evler kısa sürede ada ülkesinin mimarisini belirleyen ana yapıları oluşturmaya başlamış. İnce bir ahşap tabaka üstüne örtülen yoğun çim örtüsü izolasyon özelliğinin yanı sıra dayanıklılığı ile de ön plana çıkarak çim evlerin giderek yayılmasına yol açmış.

Fakat 1918 yılında İzlanda’nın Danimarka’dan bağımsızlığını ilan etmesiyle çim evler modern dünyaya yakışmayan eski, çürümüş yapılar olarak görülmeye başlanmış ve ülkenin yeni yüzünün Paris, Berlin ve Londra gibi gelişmiş şehirlerin silüetine benzemesi gerektiği konusunda yaygın bir anlayış oluşmuş. Sonradan eleştirilere maruz kalsa da o zamanda modernleşmenin ilk adımının eski çim evlerin yıkılarak yerine yeni binaların yapılmasından geçtiğine inanılıyormuş. Bu algının doğru olmadığı anlaşıldığında ise Glaumbaer gibi bölgelerde ayakta kalmayı başarmış eski çim evler Unesco Dünya Mirası koruması altına alınmış. Siz de doğanın ayrılmaz bir parçası gibi görünen bu kasabayı ziyaret edip güzelliğinin tadını çıkarın deriz!

Özete dönmek için tıklayın.


Buraya neden gidelim?
Okyanusun içinden yükselen 15 metre boyutundaki Hvitserkur kayası ziyaretçilerinin hayal gücü sayesinde fil, gergedan hatta ejderhaya benzetilerek ün salmış bir doğal oluşum. Burada kayayı yukarıdan görme ihtimaliniz olduğu gibi sahile doğru inmeniz de mümkün.
Hvitserkur’un bulunduğu Vatsnes yarımadası ayrıca fok gözlemleyebileceğiniz üç gözlem noktası da barındırıyor. Bu gözlem noktalarından ilkini de Hvitserkur durağınız oluşturuyor. Bu nedenle denizin derinliklerinden yükselen kayanın manzarası eşliğinde fok gözleme ihtimalinizin de bir hayli yüksek olduğunu belirtelim.  Fakat tehdit altında hissettiklerinde agresifleşebilen foklara fazla yanaşmamak ve temas durumunda hem size hem foklara enfeksiyon bulaşma riski olduğu için kesinlikle dokunmamak gerektiğini belirtmeden geçmeyelim.
Özete dönmek için tıklayın.

Buraya neden gidelim?
Yarımadada bulunan bir diğer fok gözlem noktası ise Illugstadir. Gününüzü fokların arasında geçirmeye devam etmek istiyorsanız 711 numaralı yolu takip ederek yarımadanın batı tarafına geçebilirsiniz. Illugstadir Gözlem Noktası’na gelmeden hemen önce karşılaşacağınız Geitafell isimli restoranın menüsünün oldukça lezzetli olduğunu duymuştuk, eğer karnınız aç ise 5 Mayıs – 15 Ekim döneminde saat 11:00 – 22:00 arasında açık olan bu restorana uğramanızı tavsiye ederiz.
Özete dönmek için tıklayın.

Buraya neden gidelim?
Yarımadanın batısından 711 numaralı yol üzerinden güneye doğru yolunuza devam ettiğinizde önce üçüncü fok gözlem noktası olan Svalbard ile karşılaşacak daha sonra ise Hvammstangi’de bulunan foklar hakkında bilgi alabileceğiniz Icelandic Seal Center isimli bilgi merkezine ulaşacaksınız. Eğer yarımadanın etrafını dolaşmak istemiyorsanız  Hvammstangi’deki fok bilgi merkezine ve yakınındaki Svalbard gözlem noktasına anayoldan ulaşmak da mümkün. Hvitserkur’a ulaşmak için saptığınız 711 numaralı yol yerine Route 1 üzerinden yolunuza devam edip 72 numaralı yoldan sağ saparsanız doğruca Hvammstangi’ye ulaşacaksınız.
Özete dönmek için tıklayın.

Gününüzü Budardalur şehrinde konaklayarak sonlandırabilirsiniz.


Sayfanın başına dön

Günün başına dön


 Bu gününüzü minyatür İzlanda olarak bilinen Snaefells yarımadasına ayırabilirsiniz. Biz balina turu nedeniyle değişen programımızdan dolayı Batı İzlanda turumuzu gerçekleştirememiş olsak da planladığımız rotamız aşağıdaki şekildeydi.

1 – Sugandisey

Yarımadanın hemen girişinde kuzeyde yer alan Sugandisey gözlem noktası Stykkisholmur kasabası ve çevredeki adaları görebileceğiniz manzarası ile Snaefells yarımadası geziniz için iyi bir başlangıç noktası oluşturmakta.

2 – Berserkjahraun lav tarlası & Bjarnahöfn Köpekbalığı Müzesi

Sugandisey’den sonra tekrar yarımadayı dolaşacağınız 54 numaralı yola döndüğünüzde yolun sağ ve solunda uzanan Berserkjahraun lav tarlasının tadını çıkarın. Yoldan sağ sapmanız durumunda ise Bjarnahöfn kasabasındaki köpekbalığı müzesine uğrayabilirsiniz.

3 – Kolgrafarfjördur fiyortu

54 numaralı yol üzerinden Grundarfjördur kasabasına doğru giderken güzel bir manzara sunan Kolgrafarfjördür fyortundan geçeceksiniz.

4 – Kirkjufell dağı

Kilise dağı anlamına gelen Kirkjufell Dağı yarımadanın yine kuzeyinde, Grundarfjördur kasabasının yakınında bulunmakta. İzlanda’nın en çok fotoğrafı çekilen dağı olan Kirkjufell’de siz de bir kaç kare çekmeyi unutmayın deriz.

5 – Snaefellsjökull buzulu

Yarımadanın uç kısmında binlerce yıldır aktif olan Snaefellsjökull yanardağı bulunmakta. Buzul altında gizli bu yanardağı en son 1.800 yıl önce patlamış olsa da hala aktif olduğu için uykusundan uyanıp faaliyete geçme ihtimali bulunuyor.

6 – Vatnshellnir Mağarası

Yarımadanın güneyinde bulunan lavlar sayesinde oluşmuş Vatnshellnir mağarasını rehber eşliğinde gezmek mümkün. Yaz aylarında sabah 10 ila akşam 6 arasında düzenenlenen turların sayısı kış aylarında günde iki tura düşmekte. Fener ve kaskların tur operatörü tarafından dağıtıldığı turlarda yanınızda yürüyüş ayakkabısı ve sıcak tutan kıyafetler getirmeniz öneriliyor.

7 – Raudfeldsgja dağ geçidi

Arabanızı park ettikten sonra 10 dakikalık bir yürüyüş sonrasında ulaşacağınız Raudgeldsgja dağ geçitinin içine girmek mümkün. Dağın arasındaki dar bir çatlaktan içeri girmek biraz korkutucu gibi gözükse de maceraperestler için işi daha da ileri götürmek ve çatlağın içinde bulunan ip ile küçük bir şelaleyi geçerek daha da derinlere ilerlemek mümkün.

Snaefells yarımadası geziniz sonrasında 54 numaralı rotayı takip ederek Borgarnes şehrine kadar gidebilir ve buradan ana yol olan Route 1’e bağlanabilirsiniz.
Reykjavik’e ulaşmak için Route 1 sizi denizin altında bulunan Istanbul’daki Avrasya Tüneli benzeri Hvalfjördur tünelinden geçirecek. İzlanda’da tüm yolların ücretsiz olmasına rağmen bu tünelde 1.000 ISK civarında ufak bir ücret ödemeniz gerekecek. Tünelin altından geçmek yolunuzu 60 km kadar kısaltırken size bir saate yakın bir süre kazandıracaktır. Fakat vakti olanlar için fiyortun çevresinden dolaşmak ve manzaranın tadını çıkarmak da bir alternatif oluşturabilir.

Sayfanın başına dön

Günün başına dön


Tatilinizin çok güzel geçmesi dileğiyle!
Bir dahaki gezinizde görüşmek üzere..